Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Cafer CEYLAN
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 76 Sayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  10472
Bu Yazının Tarihi :  
Güncel Haber Rasulullah'ın Risaletten Önceki Âşıkları…

ZEYD İBN AMR

Zeyd bin Amr, Aşere-i Mübeşşere'den meşhur sahabî Said bin Zeyd'in babası, Hz. Ömer'in de amcasının oğludur (bazılarına göre ise amcasıdır). O da tıpkı Kus bin Sâide gibi Hz. İbrahim (a.s.)'ın dinine bağlanarak yöneldiğini ifade eden, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen Haniflerdendi. Bundan dolayı Kureyş'in putperest dininden yüz çeviriyor; bâtıl, sahte, taştan yonttukları, ağaçtan yaptıkları, zarar ve fayda vermekten kuşkusuz uzak, putlarına tapınmıyor ve onlar adına kesilen kurban etlerinden asla yemiyordu. Sadece bir olan, eşi ve benzeri bulunmayan, noksanlıktan uzak, kemâl sıfatlarla vasıflı, her şeye kadir Mevlâ'sına inanıyor, O’na el açarak yanık, yaralı gönlüyle her dem dua dua yalvarıyordu.

"Zeyd bin Amr'ın Kâbe'ye sırtını yaslayıp oturduğu bir gün, etrafında biriken insanlara şöyle seslendiği duyulmuştu: ‘Ey Kureyş topluluğu! Zeyd'in nefsi, yed-i kudretinde Olana yemin olsun ki burada benden başka İbrahim'in dini üzerine olanınız yoktur.' Arkasından da ellerini semaya kaldırmış ve: 'Allah'ım! Şayet Sen’in katında hangi yüzün hayırlı olduğunu bir bilseydim, mutlaka ona secde ederdim; ama bunu bilemiyorum.' diyerek çaresizliğini izhar etmiş, daha sonra da üzerine bindiği hayvanın sırtında secde ederek bir bildiği Rabb'ine şükrünü, hamdini eda etmiştir." (İbn Hişâm, Sîre, 2 / 54.)

İçerisinde bulunduğu küfür ortamı Zeyd bin Amr'ı fazlasıyla rahatsız edederek üzmeye yetiyordu. Bu yüzden hem sahte putlarla örülü Mekke ortamından kurtulmak hem de tevhid anlayışına uygun çevreler, insanlar aramak için bir gün kendisi gibi muvahhid olan Varaka bin Nevfel, Osman bin Hüveyris ve Abdullah bin Cahş'le birlikte yola koyulmuş ve Mevsıl'deki bir rahibin yanına kadar gelmişlerdir.

"Rahip Zeyd'e döndü ve:

- Ey deve sahibi! Nerelerden geliyorsun, diye sordu.

- İbrahim'in inşa ettiği binanın olduğu yerden, diye Zeyd cevap verdi.

- Ne arıyorsun? Neyin peşindesin, diye maksadının ne olduğunu sorunca da Zeyd:

- İnancımı yaşayabileceğim, sağlam bir din arıyorum, cevabını verdi.

Rahip, şaşkınlık içindeydi. Ve Zeyd'e:

- Geri dön. Zira, beklediğin senin geldiğin yerde zuhûr etmek üzere." (İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2 / 268.) deyiverdi.

Bu kutlu, muvahhit arkadaşlar; geldikleri gibi izlerini takip ederek Mekke'ye döneceklerdi; lâkin Efendimiz (s.a.s.) misali Zeyd bin Amr da Kureyş'in sahte putlarının ilâhlığını, kabûl etmediği gerekçesiyle en yakınları tarafından bir zulüm ve sürgün hayatına mahkûm bırakılacaktı. Hz. Ömer'in babası ve Zeyd'in amcası olan Hattab, yeğeni Zeyd'i, kendi inancı olan putperestliğe döndürmek için işkencelere duçar ediyordu. Onu Mekke'nin kenar tepeciklerine çıkarıyor ve oralarda birtakım işkencelere maruz bırakıyor, kendisi yorulunca yerine vekiller tutuyor, bu sebeple batıl inancına yöneltmek istiyordu. Ne kadar ayak takımı varsa onlara kardeşinin oğlunun Mekke'ye sokulmaması yönünde talimatlar yağdırıyor ve görevlerini yaparlarsa onları mükâfatlandıracağı sözünü veriyordu. Böylelikle bu muhterem, Allah dostu insanı, Mekke'ye sokmuyordu. Şu hadise bu durumu ne de güzel resmediyor. "Zeyd bin Amr, bayramlardan birini kutlarken gördü¬ğü Kureyş topluluğundan uzak durdu. Erkeklerin kıymetli, atlas sarıklar sardıklarını ve değerli Yemen malı elbiselerle çalım sattıklarını, kadın ve çocukları da en güzel, en yeni elbiselerini giymiş olarak gördü. Zenginlerin çeşitli süsler yaptıktan sonra, putların önünde kesmek için sürdükleri koyunlara baktı ve sırtını Kâbe’nin duvarına dayayarak şöyle dedi: ‘Ey Kureyş topluluğu! Allah koyunu yarattı ve onun için gök¬ten yağmur yağdırdı. Koyun suyu içti. Allah o koyun için yerden yeşil ot bitirdi de o koyun doydu; ama siz onu başkasının adına kesiyorsu¬nuz. Ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum.' Hz. Ömer'in babası ve onun amcası olan Hattab, Zeyd bin Amr'ın yanına geldi, onu tokatlayarak şöyle dedi: 'Kahrolasıca! Bu çirkin sözleri senden devamlı dinliyoruz ve sana sabrediyoruz. Artık sabrımız tükendi.' Daha sonra kavminin ayak takı¬mını onun üzerine kışkırttı. Onlar Zeyd'e devamlı eziyet ettiler. Bunun üzerine Mekke'den uzaklaşıp Hira dağına kaçtı. Hattab, onun Mekke'ye girmesini önlemek için bazı Kureyş gençlerini görevlendirdi. O Mek¬ke'ye ancak gizlice girebiliyordu."

Kureyş de aynen Efendiler Efendisi'ne ve O’nun sadık arkadaşları olan sahabe efendilerimize bu işkenceleri reva görmedi mi? Onlara madden ve manen büyük zulümler yaparak nihayet onları Mekke'den çıkarmadı mı? Efendiler Efendisi'nin ve O’nun sadık arkadaşları olan sahabe efendilerimizin kaderleri ve akibetleri Zeyd bin Amr’la bir zaman diliminde benzerlik gösterir.

Zeyd Mekke'ye yukarıda ifade edildiği vechile gizli gizli gelebiliyordu. Zeyd'in Mekke'ye geldiğini fark eden müşrikler, dinlerine hakaret edecek ve birilerinin aklını çalacak endişesiyle Zeyd'i, Mekke'den hezeyanlar saçarak, hakaretler yaparak hemen çıkarıyorlardı. Zira o her fırsatta secdeye yöneliyor ve şöyle haykırıyordu: “Benim İlâhım, İbrahim'in İlâhı; dinim de İbrahim'in dinidir." (Taberî, el-Câmiu'l-Beyan, 3 / 304.)

Zeyd bin Amr Yahudi ve Hıristiyanlarla görüşüp onların dinlerini öğrenmek istedi; fakat onların inaçlarının tevhidden, Hz. İbrahim'in Hanif inanacından uzak olduğunu anladı. Hem Mekke'de şahsına uygulanan tecrid (dışlama) politikasından dolayı hem inancını yaşama ve yayma düşüncesi hem de kendisi gibi tevhid ehli, Hz. İbrahim'in Hanif dinine bağlı birilerini bulma ümidi, onu doğduğu topraklardan, Mekke'den ayıracaktı. Önce Şam tarafına yöneldi. Orada bir rahiple görüştü. Rahip Zeyd'in maksadının ne olduğunu anladı ve ona: "Sen bana öyle bir dinden bahsediyorsun ki bugün bu dini yaşayan birisini bulmaya imkân yoktur. Sen İbrahim'in hanif dinini arıyorsun. O, ne bir Yahudi ne de bir Hristiyan idi; o, tek olan Allah'a kullukta bulunuyordu ve geldiğin beldedeki Beyt'e yönelerek namaz kılıp secde ediyordu. O dinin tedrisini yapan ve bilgisine sahip olanların hepsi göçüp gitti. Ancak beklenen bir Nebi var ki O’nun gelmesi çok yakın. Sen kendi beldene git ve orada bekle. Çünkü Allah senin kavminden İbrahim'in dini üzere bir Nebisi'ni gönderecek ki O Allah katında en mükerrem varlıktır."

Zeyd rahibin ne kasteddiğini anlamıştı. Demek eşi ve benzeri bulunmayan Rabb'i, Hz. İbrahim'in temellerinden yükselttiği Mekke-yi Mükerreme'de yine Hz. İbrahim'in dinini, Hanif dinini ihya ederek yeşertecek bir Nebi gönderecek; demek yıllardır sancısını çektiği hakikâtler; zulümle, hakaretle terke zorlandığı Mekke semalarında rahmet olup sağanak sağanak yağacaktı; demek ruhunun ve kalbinin sıkışarak daralması yerini genişliğe, ferahlığa bırakacaktı. Vakit kaybetmeye gerek yoktu. Hemen yola koyulmalı. Doğduğu topraklar olan Mekke'de, hem de kendi kavminden İbrahim'in tevhid dinini yeniden inşaa ve ihya etmek için göndereceği o Nebi'yi beklemeliydi. Şam'da bulunan Yahudi ve Hristiyanlar Zeyd'in maksadını anlamış, hâl ve tavırlarından hiç mi hiç hoşlanmamışlardı. Bu yüzden Zeyd'i takip ederek bu mübarek insanı fırsatını buldukları ilk anda hunharca katlettiler. -Bazı kaynaklarda Zeyd’in bedevi eşkiyalarca yolu kesilerek öldürüldüğü bilgisi de vardır.- Zeyd bin Amr, o beklenen Nebi'ye inancı tam olarak tûluğa beş kala gurûb edecekti. Fırsat bulduğu her yerde ve her ortamda Hakk'ı haykıran, tevhidi dillendiren, bâtılı reddeden bu kutlu şahıs, Allah uğrunda, tevhid yolunda şehit edilecekti. O devamlı şunları söyler dururdu: "Ben bir din biliyorum ki onun gelmesi çok yakındır; fakat bilemiyorum ki ben o günlere yetişebilecek miyim?" Zeyd son nefeslerini verirken gözlerini semâya dikip şöyle dediği rivayet edilir: "Ya Rabbî! Beni bu hayırlı şeyden mahrum ettiysen, oğlum Sâîd'i ve diğer evlâtlarımı ondan mahrum etme."

Kendisine ihlâsla yönelen kullarının hayır dualarına icabet etmek şanından olan Rabb'imiz, hem tevhid hem Hanif olan kulu Zeyd bin Amr'ın duasına icabet edecek oğlu Said bin Zeyd'i ve kızı Atike binti Zeyd’i, Haniflerin dolayısıyla Zeyd bin Amr'ın beklediği ve Hz. İbrahim'in Allah'ı birleyen dinini ihya ve inşaa ederek onu üstün çaba ve gayretlerle dünyaya duyuran Son Nebi'ye ve Rasûl'e sadık bağlılar yapacaktı. Said bin Zeyd öyle bir âşk u şevkle Kur’an’a ve Rasûlullâh’ın yoluna revan olacaktı ki hayattayken cennetle tebşir edilen, on nadide, cevher arasına katılacaktı. Kızı Atike binti Zeyd de tıpkı kardeşi gibi Efendimiz’e ilk inanan hanım sahabelerden olacak, hicret edecek, sahabe efendilerimizin büyükleriyle izdivaçlarda bulunacak ve en nihayet Allah ve Rasûlü’ne itaat, ittiba dolu bir şahane hayattan sonra Rahmet-i Rahman’a kavuşacaktı. Said bin Zeyd ve Atike binti Zeyd’in İslâm'la hemen müşerref olmasında elbette babaları Zeyd bin Amr'ın etkisi çok fazla olacaktır. Oğlu Said’e ve kızı Atike’ye ve çevresinde bulunan ailesine sık sık: "Bir Allah’a mı, yoksa bin İlâha (putlara) mı inanayım.” derdi. Zey bin Amr bu cümleyi ifade etmeye çalışırken Said bin Zeyd ve kardeşi Atike binti Zeyd babalarını inancını ve hangi mesajı vermek istediğini elbette çok ama çok iyi anlıyorlardı. Ve onlar da babaları vesilesiyle fikrî bazda onun gibi düşünüyorlardı. Bu sebepledir ki Efendimiz'in risaletini hemen tasdik eden ilkler sınıfına kayıt oldular.

Sa’îd bin Zeyd (r.a.) şöyle demiştir: "Ben ve Ömer bin Hattâb (r.a.) Rasûlullah Efendimize Zeyd bin Amr’ın hâlini sorduk. 'O kıyamet günü tek bir ümmet olarak kalkacaktır.’ diye buyurdular.”

Nitekim şu ayet-i celileler de bu yazı metninin muhteviyatını (içerik) kapsıyor ve Zeyd ibn Amr'ın bu karanlık dönemde Yahudi ve Hristiyanların dinine girmeyişinde ne denli isabet ettiğini ortaya seriyor. Çünkü aşağıdaki ayetlere bakılırsa Rabb, o dönemde tahrif olan

Yahudilik ve Hristiyanlıktan değil Allah'ı birleyen ve putlardan yüz çeviren Haniflerden razı. Efendimiz de zaten dedesi Hz. İbrahim'in putları reddeden, tevhidi öngören Hanif dinini ihya ve inşa etmek için gönderilmiştir. Dolayısıyla Zeyd bin Amr seçtiği yolda istikamet üzeredir. Efendimiz de bunu tasdik etmiştir. Sa’îd bin Zeyd (r.a.)

şöyle demiştir: "Ben ve Ömer bin Hattâb (r.a.) Rasûlullah Efen-dimize Zeyd bin Amr’ın hâlini sorduk. 'O kıyamet günü tek bir ümmet olarak kalkacaktır.’ diye buyurdular.” Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub’un ve torunlarının Yahudî veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?! De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz,
yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şahadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir…" (Bakara

Suresi, 140.) Ey Kitap Ehli! İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir.

Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? İşte sizler böylesiniz: Hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz… (Al-i İmran Suresi, 65-66.) İbrahim, ne Yahudi idi ne de Hristiyan idi, ancak o Hanif (muvahhid) bir Müslüman idi. Müşriklerden de değildi. (Al-i

İmran Suresi, 67.) Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi." (Nahl Suresi, 123.)

Son cümleleri serd ederken şunu burada beyan etmekten kendimi alamıyorum. Karanlık gecede yolunu ruhundaki, kalbindeki -ki Allah katından ihsan edilmiştir- hikemî nurlarla, ziyalarla aydınlatan bu yiğit insan Zeyd bin Amr, cahiliye devrinin en korkunç ve acımasız adetlerinden olan kız çocukların diri diri toprağa gömülme hadisesine de şiddetle muhalefet eden, yüreği sevgi, şevkât dolu nadide bir elmastı. Zeyd bin Amr, gömülmek ve öldürülmek üzere götürülen çocukları, bir vesile ile babalarının elinden kurtarır, onların geçimini üzerine alır, onları büyüttükten, terbiye ettikten sonra ailelerine geri teslim ederdi. Kaynaklar Zeyd'in evinin çocuk bahçesine döndüğünü yazar. Bu dünyanın bir dili olsa da bir konuşsa ne zulümlere tanıklık, şahitlik ettiğini... Zeyd bin Amr da tıpkı Kus bin Saide ve diğer Hanifler gibi küfür ortamını tevhid ve nübüvvet ortamına hazırlıyorlardı. Sanki onlar vazifeli idi. İşlerin iç yüzünü kuşkusuz ilmi her şeyi kuşatıp tutan Rabbü’I-Âlemin bilir.

Hayır üzerine olunuz…


Bu yazıya yapılan yorumlar:


furkan erdizci [ 20.07.2015 19:40:08 ]
Guzel

Muzaffer SELÇUK [ 20.11.2012 19:43:12 ]
Allah ebeden razı olsun. Güzel bir araştırma... Çok teşekkür ederim.

ömer faruk yılmaz [ 21.02.2012 15:44:52 ]
Allah razı olsun çok güzel yazı paylaşmışsınız...
Rüyamda zeyd bin amr ismini işittim ama onun kim olduğunu ne olduğunu bilmiyordum internetten araştırıp buldum demekki mübarek bir insanın ismini duymuşum şükürler olsun.


Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 144 Toplam : 1945359                   Moderatör : Erol ŞEN |