Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Ömer Faruk EJDER
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 83 Sayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  9391
Bu Yazının Tarihi :  10.01.2010
Güncel Haber Gülizârı Ehâdis...


Torpil, adam kayırma ve liyakat ehli olmayan insanlara tevdi edilen sorumlukların açtığı toplumsal yaralar.



حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ رَبِّهِ قَالَ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ قَالَ حَدَّثَنِي شَيْخٌ مِنْ قُرَيْشٍ عَنْ رَجَاءِ بْنِ حَيْوَةَ عَنْ جُنَادَةَ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ حِينَ بَعَثَنِي إِلَى الشَّامِ يَا يَزِيدُ إِنَّ لَكَ قَرَابَةً عَسَيْتَ أَنْ تُؤْثِرَهُمْ بِالْإِمَارَةِ وَذَلِكَ أَكْبَرُ مَا أَخَافُ عَلَيْكَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ مَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ الْمُسْلِمِينَ شَيْئًا فَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أَحَدًا مُحَابَاةً فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ لَا يَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهُ صَرْفًا وَلَا عَدْلًا حَتَّى يُدْخِلَهُ جَهَنَّمَ وَمَنْ أَعْطَى أَحَدًا حِمَى اللَّهِ فَقَدْ انْتَهَكَ فِي حِمَى اللَّهِ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ أَوْ قَالَ تَبَرَّأَتْ مِنْهُ ذِمَّةُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ





Ahmed Bin Hanbel’in Müsned adlı hadis kitabında Peygamber Efendimizden rivayet edilen bir hadîsi şerîfte: “Hz. Ebu Bekir’in, Yezid’i Şam’a gönderdiğinde kendisine: ‘Ey Yezid! Senin için en çok korktuğum şey yönetimde akrabalarını kayırmandır. Çünkü Rasûlullah Efendimizin şöyle buyurduğunu işittim: ‘Her kim Müslümanların işlerini ilgilendiren bir meselede yönetici tayin ederken adam kayırma yoluna giderse, Allah’ın lâneti onun üzerine olur. Cehenneme atana kadar ne nafile ne de farz namazını kabul eder ve her kim Allah’ın korunmasını emrettiği sınırları birine emanet eder ve emanet ettiği kişi onu haksız yere çiğnerse Allah’ın laneti üzerine olur’. Rivayet edilen diğer bir kavil ile Allah’ın himayesinden kopmuş olur.’ buyurmuştur.” (Müsned, Ahmed bin Hanbel, 1/5 h.no 21)

Sayın okurlarımız, başlıktan da anlaşılacağı üzere bu ayki yazımızda, yukarıda geçen hadis-i şerif doğrultusunda Müslüman toplumunun üzerine vazife çıkarması gerektiği hususlara değineceğiz. Zikredilen bu hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz, yönetim ve idare hususunda, ümmetin harfiyen uyması gerektiği sözler irad etmiştir. Nitekim hadisten de anlaşıldığı gibi Hz. Ebu Bekir, endişesini daha Yezid’i Şam’a göndermeden evvel dile getirerek “kayırma” konusunda onu uyarıyor. Konumuza paralel olarak “Nasıl olursanız öyle yöneltilirsiniz” hadis-i şerifini de zikretmenin meseleyi teyit etmek açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Ümmet olarak bu önemli sözlere muhatap olmakla beraber büyük sorumlulukların idrakinde olunması gerektiğinin altını çizmekte fayda var. Şark toplumlarında yerleşmiş bir hastalık olan adam kayırma ve torpil vakıaları yüzünden, liyakat ehli insanların iş başına gelmeleri engellenmiş örneklerini de tarih kitaplarında okumuşuzdur. Yüzyıllardır devam eden bu menfi sosyal olgu günümüzde ideolojik cenahta sıkça başvurulan yöntem olmaya devam etmekte. Toplum üzerinde açtığı tahribatı da hesaba katarsak; psiko-sosyal yaraların nesiller boyu süreceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Dolayısıyla konunun ehemmiyetine ve güncelliğine istinaden adam kayırmacılığını birkaç başlık altında açıklamağa çalışacağız. Öncelikle adam kayırmacılığın ıstılah mamasını göz atıp sonra da meselenin özüne ineceğiz.



ISTILAHTA ADAM KAYIRMA:



Adam Kayırma (Nepotizm; İltimas; Ayrıcalık; Dayıcılık): [Nepotism /Nepotismus; Vetternwirtschaft]: Kayırmak, tutmak, haksız olarak yardımda bulunmak, bir şeyin yapılmasını istemek, adam kayırmak, başkası için aracılık yaparak ona hakkı olmayan bir şeyin verilmesi için çaba göstermek gibi sosyal ahlâk esaslarına ters düşen davranış biçimlerinin bütünü. (Prof. Dr. Ali Seyyar)



Güven Ortamını Tahrip Eden Bir Sosyal Mikrop: Adam Kayırmacılığı

A) Asabiyet (hamiyet) Duygusu ile Başlayan Kayırmacılık:

İster ırkçılığa, isterse asabiyete (hemşericiliğe) bağlı olsun ayrımcılığın her çeşidi, toplum barışını ve sosyal adaleti tahrip eden tehlikeli bir sosyal mikroptur. Mikro boyutuyla ırkçılık unsurları da içeren asabiyet, mahiyet itibariyle “sinirlilik” anlamına gelse de psiko-sosyal ve sosyolojik boyutuyla kişilerin kan bağı bulunan akrabalarını aşırı derecede yani kayıtsız şartsız olarak koruması ve kayırmasıdır. Bu koruma, kollama veya dayanışma aralarında fikrî, siyasî, etnik, cinsel ve(ya) ideolojik yakınlık bulunanların arasında da görülebilmektedir. Her ne kadar asabiyet duygusu, kişinin korunduğu bir kabileye, aşirete veya gruba bağlı olduğunun şuurunu ve sorumluluk heyecanını veriyorsa da netice itibariyle kavmiyetçiliğe (mikro ve(ya) menfi milliyetçiliğe) veya belirli bir ideolojiye dayanan dar bir dayanışma türüdür. Geniş anlamda toplumsal dayanışmaya açık olmayan böyle bir yapılanmada, geniş çapta sosyal kaynaşmanın sağlanması ve millî birliğin oluşturulması mümkün değildir.

İbn-i Haldun'a (1332–1406) göre asabiyet, soyut birlik duygusu değil, kolektif bir yaşayış, örgütlenme ve dayanışma içeren bir davranış biçimidir. Asabiyet, değişik faktörlerin etkisi altında meydana gelmektedir. Buna göre eğer kandaşlık bağı varsa "nesep asabiyeti", menfaati varsa "sebep asabiyeti" olmaktadır. Nesep asabiyeti, aynı soydan gelen ve kandaş olanların arasında görülen etnik bir dayanışmadır. İlk cemiyetlerde ve bedevilerde yaygın, hâkim ve kuvvetli olan bir birlikteliktir. Sebep asabiyeti ise, ülfet, samimiyet, dostluk, ortak gaye, zaruret, siyasî veya ideolojik yakınlık gibi değişik sebeplerden dolayı meydana gelen bir dayanışma biçimidir. Asabiyet kavramı, akrabalarını ya da kabile (aşiret) menfaatlerini korumak, sosyal ve siyasî güç elde edebilmek için, kısaca, "zalim de olsa, mazlum da olsa, kardeşine yardım et" biçiminde açıklanabilecek ilkel ve toplumsal düzeni bozan bir dayanışma biçimidir.



B) İslam Asabiyet İle Mücadele Etmiştir:


Modern sosyal siyasetin yanında Sosyal İslâm da asabiyetle mücadele etmektedir. Şöyle ki İslâmî sosyal siyaset, inananlar arasında manevî ve sosyal dayanışmayı teşvik ederken, başka toplulukların mal, can, ırz güvenliklerini ve diğer hak ve menfaatlerini de korumayı ön görmüş ve onlara karşı şiddete başvurarak üstünlük sağlamayı reddetmiştir.



C) İslam Hakkaniyetten Yana Tavır Konulmasını İstemektedir:

Bir kimsenin haksız olmasına rağmen, sırf nesebe veya sebebe bağlı olarak kendisine yardımcı olunmasını onaylamayan Sosyal İslâm, haksız tarafın karşısında olmayı, adalet ve hakkaniyetten yana tavır konulmasını istemektedir. Ne var ki asabiyet, Sosyal İslâm’ın benimsemediği bir tutum ve davranış olmasına karşılık, özellikle geri kalmış Müslüman ülkelerde de görülen sosyal bir olgudur.



D) Adam Kayırmacılığı (Nepotizm) İle Mücadele:

Nepotizm, yani iltimas, imtiyaz, ayrıcalık, dayıcılık, torpil veya adam kayırmacılığı her ne kadar bütün ülkelerde görünse de gelişmekte olan ülkelerde daha çok yaygındır. Genel anlamda nepotizm, yargı-eğitim-istihdam-siyaset-terfi ve vazife dağıtımı gibi değişik alanlarda bazı torpilli-imtiyazlı kişileri daha fazla koruma, diğerlerini (dürüst ve ehil olanları) görmezlikten gelme veya ihmal ederek, sosyal adaletten, şuurlu ve kastî olarak uzaklaşmadır.



E) İstihdam Edilenler Arasında Adam Kayırmak Sosyal Gelişmeyi Olumsuz Yönde Etkilemekte:


Eğitim, vasıf, ahlâk ve liyakat durumlarına bakılmaksızın bürokratların ve idarecilerin, eş, dost ve akrabalarını devlet işlerine alınmalarına öncülük etmeleri, sosyal gelişmeyi de olumsuz yönde etkileyen faktörlerdendir. Kayırmak, tutmak, haksız olarak yardımda bulunmak, bir şeyin yapılmasını istemek, adam kayırmak, başkası için aracılık yaparak ona hakkı olmayan bir şeyin verilmesi için çaba göstermek gibi sosyal ahlâk esaslarına ters düşen davranış biçimlerinin bütünü ile mücadele etmek, sosyal yönden gelişmek isteyen bütün ülkeler için son derece önemlidir.

Bazı gelişmekte olan ülkelerde nepotizm, bürokraside aşağıdan yukarıya doğru olarak hemen her kademede mevcuttur. Önemli mevkilere na-ehil (ehil olmayan) kişilerin getirilmesi halinde, bu kişiler, çoğu zaman ehliyetli ve vasıflı insanları çevresinde barındırma imkânı vermezler. Bu da iktisadî, siyasî ve sosyal gelişmenin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Sosyal ahlâk bilimcileri, adam kayırmacılığı, gerek dinlerin, gerekse hukuk sistemlerinin adalet anlayışı ile bağdaşmayan bir davranış biçimi olarak görmektedir. (Prof. Dr. Ali Seyyar) Yetenek ve deneyimlerine bakılmaksızın çocuklar işe alınıp hızla yükseltilir ve performans değerlendirilmeden ömür boyu iş imkânı sunulur. Bu tür bir tepeden inme, “ham ağaca gerekli işlemler yapılmadan vernik sürmeye” benzer. Vernik tırnakla kazındığında ağacın işlenmemiş olduğu hemen belli olur.

Akrabasıymış, dostuymuş, arkadaşıymış, yeğeniymiş, bacanağı imiş, askerlik arkadaşı imiş, hemşerisi imiş, köylüsü imiş, kendisine vefa borcu varmış... Bu sebeplerle ehliyetsiz ve liyakatsiz kişilere makam, mevki, memuriyet, iş, vazife verilmez. Verilirse mülkün temelleri dinamitlenmiş olur. (Mehmet Şevket EYGİ)



F) Peygamberimiz Adam Kayırmacılığını Yasaklamıştır:

Sosyal hayatımızın düzenini ve sağlıklı çalışma ilişkilerini tahrip eden bütün olumsuz gelişmeler haddizatında ahır zaman ve kıyamet alametlerinden sayılabilir. Güven, emniyet ve barış ortamını tehdit eden unsurların başında işin ehline verilmemesi ve buna bağlı olarak da kayırmacılığın yapılması gelmektedir. Peygamber Efendimiz ashabıyla sohbet ederken yanına bir gün bir bedevi gelir ve “Kıyamet ne zaman?” diye sorar. Allah’ın Rasulü, konuşmasını bitirdiğinde o kişiye şöyle cevap verir: “Emanetin zayi edildiğinde kıyameti bekle.” Emanetin zayi olması nasıldır diye sorunca, “İşi ehli olmayana verilince kıyamete bekle” buyurarak, ehliyetsizliğin toplumun her yanını sarmasının kıyamet alametlerinden birisi olduğunu haber verir (Buhârî, İlim; 2). Bunun dışında kendisinden idarî bir görev talep eden bir kişiye Peygamberimiz: ”Sizler benden sonra kayırmacılıkla karışılacaksınız. Bana kavuşuncaya kadar sabredin” buyurur. (Buhârî; Fiten 2) Görüldüğü gibi Peygamberimiz gerek tecrübesiz ve bilgisiz kişilerin ehliyet isteyen kadrolara alınmalarını, gerekse buna bağlı olarak ehliyetsiz kişilere “torpil” yapılmasını hiçbir surette tasvip etmemiştir. O halde fitne, kargaşa ve kaos yerine huzur ve emniyet içinde sağlıklı bir toplumsal gelişme istiyorsak bütün işlerimizde adalet, ahlak, performans ve ehliyet ilkelerine bağlı tutum ve davranışlarda bulunmamız gerekmektedir. (Prof. Dr. Ali Seyyar)




Bu yazıya yapılan yorumlar:


Ferhat Çetin [ 23.02.2010 13:23:03 ]
Çok değerli sayın Ejder kardeşimi,böyle bir konuya temas ettiği için kutlamak isterim öncelikle.Global iş dünyası diye yutturdukları haksız rekabet ve çalışma ortamının bir sonucu olan adam kayırma mefhumunun sonuna kadar karşısındayım.Bugün geldiğimiz noktada göz önüne alınacak olursa;halk arasında torpil dediğimiz bu olgunun ne denli acı sonuçlar ortaya çıkardığı göz önüne çıkacaktır.


Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 144 Toplam : 1945359                   Moderatör : Erol ŞEN |