Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : osman şen
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 49.Sayı
Bu Yazının Okunma Sayısı :  8397
Bu Yazının Tarihi :  02.04.2007 22:09:51
Güncel Haber ....bir hadis & bir yorum…



Hz. Peygamber (s.a.v)in Aile ve Akrabaları ile İlişkileri



عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:

كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْؤُلٌ عَنْ رَعِيَّـتِهِ، وَالْأَمِيرُ رَاعٍ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلٰى أَهْلِ بَيْـتِهِ،

وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلٰى بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْؤُلٌ عَنْ رَعِيّـَتِهِ.



İbn-i Ömer (r.a)’den rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:



“Hepiniz çobansınız. Hepiniz raiyetinden (güttüğünden) sorumlusunuz. Âmir (memurlarının) çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da kocasının evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.”

(Buhârî, Cum`a 11)



Aile, toplumun temeli ve çekirdeğidir. Aile, belirli bağlarla birbirine bağlı olan, karşılıklı hak ve ödevlere sahip bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Eşler için huzur, paylaşım ve iffet mekânı; çocuklar için terbiye, sevgi ve şefkat ocağı olan ailenin son derece önemli olduğu inkâr edilemeyecek bir gerçektir ki, ilk insan ve ilk peygamber de hayata eşiyle ve ailesiyle başlamıştır. Öyle ise; “aile hayatı nasıl yaşanmalı? Aile içi ve akrabalarla olan ilişkiler nasıl olmalı? İyi bir toplum oluşturabilmek için aile topluma nasıl hazırlanmalı? Allah’ın emrini yerine getirmede ailenin rolü ne olmalı?” soruları ve buna verilecek cevaplar çok önemlidir.



Bizim her alandaki örneğimiz ve önderimiz, güzellik ve özellikleriyle Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’dir. Örnek alınması, izlenilmesi gereken en büyük insandır. Çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler, fakirler, zenginler, yönetenler, yönetilenler, davetçiler, önderler, kısaca herkes onu iyi tanımalı ve ondaki güzelliklerden nasiplenmeye çalışmalıdır. Yüce Allah, onu bize 'en güzel örnek, en güzel model' olarak tanıtmıştır.



“Andolsun, Allah’ın Rasûlü’nde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (el-Ahzâb, 33/21)

Aile yuvalarının sağlam temeller üzerinde huzurlu bir şekilde devam edebilmesi, gelecek nesillerin ve toplumun sağlıklı oluşabilmesi ve her zaman dert yandığımız kötü hâl ve hareketlerin bertaraf edilmesi, ancak Allah ve Rasûlü’nün bu konudaki emir ve istekleri doğrultusunda aileler oluşturmakla mümkün olacaktır. İşte bu yazımızda Hz. Peygamber (s.a.v)’in aile hayatındaki örnekliğinden hareketle, onun (s.a.v) akrabalarıyla münasebetlerine ve İslâm toplumunun temellerinin nasıl şekillendiğine dair örnekler sunmaya çalışacağız.



Hz. Peygamber (s.a.v)’in, ilk emirler doğrultusunda öncelikle akrabalarına İslâm’ı anlatmakla işe başlaması, akrabalarla ilişkilerin önemini ortaya koymaktadır.

“Önce en yakın akrabanı uyar. Sana uyan mü’minlere merhamet kanadını indir.” (eş-Şuarâ, 26/214-215) âyeti inince, Efendimiz (s.a.v) yemek hazırlatıp akrabalarını davet etmiş, kalabalık bir akraba grubunu yedirip içirdikten sonra Allah'a hamd edip O’ndan yardım dilemiş ve İslâm’ı onlara anlatmıştır. (Taberî, Tefsîr, c.XIX, c.121-122) Yine Safâ Tepesi’ne çıkarak, akrabalarını çağırıp onları tek tek Allah’ın varlığına ve birliğine davet etmiş ve onlara hitaben:



"Ey Kureyş! Ey Falan Oğulları! Ey Peygamber’in amcası Abbas! Ey Peygamber’in Halası Safiye! Ey Peygamber’in kızı Fâtıma! Kendinizi Allah'tan satın alınız. Siz benim malımdan dilediğinizi isteyin. Ama ben sizi, Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değilim." (Taberî, Tefsîr, c.XIX, s.118-123) buyurmuş, amcası Ebû Tâlib başta olmak üzere yakınlarının Müslüman olması için ümidini yitirmeyerek sonuna kadar uğraşmıştır.



Kendisine ilk vahiy geldiğinde, gördüğü manzara karşısında endişelenip korkuya kapılan Peygamber Efendimiz’e de; “Sen rahat ol, üzülme. Allah’a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmayacak, ele güne mahcup etmeyecektir. Çünkü sen, akrabalık bağlarını gözetirsin. Hep doğru söylersin. Emanete hıyanet etmezsin. Sıkıntılara katlanmasını bilirsin, güçsüzlerin elinden tutarsın. Misafir ağırlamayı seversin. Zor durumda kalan mağdurların hakkını korumak için onlara yardım edersin.” (İbn-i Hişâm, es-Sîratü’n-Nebeviyye, c.I, s.253) diyerek ilk sahip çıkan fedakâr eşi Hz. Hatice (r.anhâ) olmuştur.



Yine İslâm’ı anlatmak için Peygamberliğinin onuncu yılında dayılarının bulunduğu Tâif’e giderek on gün kalmış ve ev ev dolaşarak onlara doğruları anlatmıştır. Onlar İslâm’ı kabul etmemişler, Efendimiz (s.a.v) ile alay etmişler ve ayaklarından kan akıncaya kadar taşlamışlardır. Ancak o, bu durum karşısında onlara beddua etmemiş, hidayetleri için niyazda bulunmuştur.



Hz. Peygamber (s.a.v), doğmadan önce babasını ve çok küçük yaşta annesini kaybetmiş olmasına rağmen anne babasını ve yetişmesine katkısı olan diğer yakınlarını hiçbir zaman unutmamış, onları hep hayırla yâd etmiştir. “Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün!” (Müslim, Birr 8) buyurarak ana-baba hakkını yerine getirme, onlara saygılı olmamızı, ayrıca sütannesini, sütkardeşini, baba dostunu sevip onların gönüllerini almayı da emretmiştir.



Kendisi bir aile reisi olunca da eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel aile reisliği örneği vermiştir. O, bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur:



“Hepiniz çobansınız. Hepiniz raiyetinden (güttüğünden) sorumlusunuz. Âmir (memurlarının) çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da kocasının evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum’a 11) Bu hadîs-i şerif ile yüce dinimiz İslâm, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklemiş ve mutlu bir yuvanın kurulmasında her bireyin üzerine düşen vazifeyi en güzel bir şekilde ifa etmesini emretmiştir ki, dünya ve âhiret saadeti için dinî tekamül en önemli hususu kapsamaktadır. Yüce Mevlâ’mız Tahrîm sûresinde: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…!” buyurmuştur.



Medine'de dayılarını ziyaret ettikten sonra Mekke'ye dönerken Ebvâ denilen yerde kaybettiği annesi Âmine'nin kabrini Hudeybiye yolculuğunda Ebvâ köyüne uğrayarak ziyaret etmiş, kabrini eliyle düzeltip ağlamıştır. Niçin ağladığını soranlara da: "Merhamet duygusu beni duygulandırdı da onun için ağladım." (Dimyâtî, es-Sîratü’n-Nebeviyye, Suriye, 1996, s.37) diye cevap vermiştir.



Savaşa katılmak için kendisinden izin isteyen Muâviye b. Cahime'ye, “Annen sağ mı?” diye sorarak şöyle demiştir: "Sözlerime dikkat et! Annenin ayağı dibinde otur. Çünkü Cennet oradadır. Annenin yanından ayrılma, çünkü Cennet onun ayakları altındadır." (İbn-i Abdilberr, el-İstiâb, c.III, 1413)



Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe'yi hiç unutmamış, Mekke’de iken onu ziyaret etmiş ve ona ikramlarda bulunmuştur. Hicret edince Medine’den ona giyecekler göndermiştir. Mekke Fethi’nde onun oğlunun durumunu sorup araştırmış, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrenmiştir. (Âişe A. Bint-i Şâtî, Rasûlullah’ın Annesi ve Hanımları, I/165)



Sütannesi Halime’yi gördükçe; "Benim annem, benim annem!" diyerek, kendisine içten sevgi ve saygı gösterip, omuz atkısını serip üzerine oturtmuş, istek ve arzularını hemen yerine getirmiştir. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke'ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmiştir. (A. Köksal, İslâm Tarihi, II/167)



Mekke Fethi’nde Halime’nin kız kardeşini görüp sütannesini sormuş, vefat ettiğini öğrenince de ağlamıştır. Süt teyzesine izzet ikramda bulunarak ona 200 dirhem miktarında para vermiş ve "Sen küçükken de büyük iken de ne güzel kefil olunan, bakılansın!" (A. Köksal, İslâm Tarihi, II/46-47) sözleriyle ona iltifat etmiştir.



Huneyn Savaşı’nda esir düşen sütkardeşi Hz. Şeyma'yı elbisesinin üzerine oturtmuş ve 'hoş geldin' buyurmuş, gözleri dolu dolu olmuş, ona sütanne ve sütbabasını sormuş, onların ölmüş olduklarını öğrenmiş, sonra Şeyma'ya şunları önermiştir: "İstersen sevgi ve saygıyla yanımda otur, istersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim." Şeyma ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür. (A. Köksal, age. c.XV, s.431-432) Onun bu davranışında, 60 yıl kadar sonra bile devam eden vefakarlığını görüyoruz.



"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en iyi davrananınızım." "Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlakî bakımdan en güzel olan ve ailesine şefkat ve mülâyemetle davranandır." (Tirmizî, İman 6) buyuran Hz. Peygamber (s.a.v), bu konuda en güzel örnekliği kendisi sunmuştur. O, Yüce Allah'ın "Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin!" (en-Nisâ, 4/19) emrini en güzel bir biçimde uygulamıştır. O, eşleriyle en güzel bir şekilde geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onlara asla bir fiske dahi vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır. O, "Ey Âişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?" (Elmalılı, Hak Dini Kur'ân Dili, c.II, s.1256) diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek kadar ince bir ruha sahiptir. Kadınların çokça dayak yediği günümüz dünyasında, haklı haksız kadını dövmeyi dinî bir gereklilikmiş gibi görenler, Hz. Peygamber’in bu örnekliğini göz önüne getirmek zorundadırlar.



İlk eşi Hz. Hatice hakkında şöyle buyurmuştur: "Hatice, dünyadaki kadınların en hayırlısıdır. Onun cennette altından evi vardır. Ben onun üstünlüğünü kesinlikle biliyorum.", "Bana onun sevgisi bahşedildi. Ben Hatice'nin sevdiklerini severim.” Bir koyun kestiğinde bir kısmını Hz. Hatice'nin yakınlarına gönderirdi.



Hz. Âişe hakkında; "Halkın en sevimlisi kadınlardan Âişe, erkeklerden Ebû Bekir'dir.” (Buhârî, Megâzî 63) diyerek Hz. Âişe'ye ve babasına iltifat etmiştir.



Nadroğulları’yla yapılan Hayber Savaşı’nda babası ve kocası öldürülerek esir düşen, daha sonra da Hz. Peygamber’le evlenen Hz. Safiye, babası ve kocasının savaşta öldürülmesine rağmen Allah'ın Rasûlü’nün onu hoşnut ettiğinden bahseder ve onun güzelliklerini anlatırdı. Nitekim Peygamberimiz iki dizini birleştirerek durur ve eşi Hz. Safiye onun dizlerine basarak devesine binerdi.



Hz. Peygamber, genel olarak çocukları sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua eder, onları öper-koklar, onlarla şakalaşır ve onlarla oynardı. Oğlu İbrahim'in ölümüne ağlamış ve bunun sebebini şöyle açıklamıştır: "Bu bir merhamet göstergesidir. Gözümüz yaşarır, gönlümüz mahzun olur. Ama asla Rabbimiz’i razı etmeyecek söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ayrılığın gerçekten bizleri mahzun etti." (Buhârî, Cenâiz 44)



Torunları Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah’ım ben o ikisini seviyorum, Sen de sev, onları seveni de sev." (Buhârî, Libâs 60), "Hasan ve Hüseyin'i seven beni sevmiş, onlara kin tutan bana kin tutmuş olur." (Ahmed, II/288), "Onlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır." (Tirmizî, Menâkıb 30)



"Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (el-Ahzâb, 33/33) âyeti inince Peygamberimiz Hz. Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin'i elbisesiyle bürüyüp şöyle buyurmuştur: "Allah’ım, bunlar benim ehl-i beytimdir. Bunlardan günah kirini gider ve bunları tertemiz yap." (Taberî, Tefsîr, XXII) Bunu gören eşi Hz. Ümmü Seleme; "Ben ve kızım ne olacağız?” deyince Peygamberimiz "Sen de kızın da ehl-i beyttensiniz." (Âişe A. Bint Şâtî, a.g.e., s.II, c.139) buyurarak eşine ve üvey kızına iltifat etmiştir.



Hz. Osman ve Rukıyye’den olan torunu Abdullah'ı altı yaşında horoz gagalamıştı. Çocuk hastalanıp vefat edince namazını Peygamberimiz kıldırmış, mezar taşını dikmiş ve sonra şöyle buyurmuştu: "Yüce Allah, kullarından merhametli ve yufka yürekli olanlara rahmet eder." (A. Köksal, a.g.e., c.XI, s.133)



Çocuklarına ve torunlarına atalarının isimlerini (Abdullah, İbrahim, Fâtıma…) koymuş, onları en güzel şekilde yetiştirmiş, onlarla her zaman özel ilgilenmiş, onlara bol bol dua etmiştir. Hz. Fâtıma gelin olduktan sonra da altı ay kadar evine uğrayarak onları namaza kaldırmıştır. (Bkz. Taberî, Tefsîr, c.XXII, s.6)

Yıllarca onun hizmetinde bulunan Enes b. Malik, "Ben ev halkına Hz. Peygamber’den daha şefkatli olan birini görmedim." der. (Müslim, IV, 1808)

Namaz kılarken torunlarından biri sırtına çıkmış, bu yüzden namazı biraz uzatmıştı. (Nesâî, İftitâh 83) Bir defasında namazını kısa tutmuş ve sebebinin soranlara; “Bir çocuk ağlaması duydum ve annesi üzülmesin diye namazı kısa tuttum.” (Nesâî, Kıble 35) cevabını vermiştir.



O, her zaman çocukları kucağına almış, öpüp okşamıştır. On tane çocuğu olduğu halde hiç birisini alıp öpmediğini söyleyen bir arabiye; “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Allah kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim!” (Buhârî, Edeb 22) buyurmuştur.



Dadısı Ümmü Eymen'i sık sık ziyaret ederek kendisine "anne" diye hitap etmiştir. Yine onun için; "Anamdan sonra annem, benim ev halkımdan geride sağ kalan kimsedir." diyerek iltifat etmiştir. (A. Köksal, a.g.e., c.II, s.54)



Ebû Talib'in eşi Fâtıma bint-i Esed'in, Peygamberimiz’in yanında büyük bir mevkii ve itibarı vardı. Zira o, Hz. Peygamber’le küçüklüğünde ilgilenmişti. O, ilk yıllarda Müslüman olmuş ve Medine'ye hicret etmişti. Peygamberimiz zaman zaman onu ziyaret ederek evinde kuşluk uykusu uyurdu. O mübarek kadın vefat edince; "Bugün annem vefat etti!" buyurdu, gözyaşları içine damlayarak ağladı. Gömleğini çıkarıp ona kefen yaptı. "Ebû Talib'den sonra bu kadın kadar bana iyiliği dokunan bir kimse olmamıştır." buyurdu ve ona dua etti. Yine onun hakkında şunları söylemiştir: "O benim annemdi. Kendi çocukları aç dururken önce beni doyururdu. Kendi çocukları dururken önce benim saçımı başımı yıkar, tarar ve gül yağlarıyla yağlardı." (İbn-i Sa'd, c.VIII, s.222)



Mute Savaşı’nda amcaoğlu Cafer şehit olunca evine giderek, onun oğullarını bağrına basmış, öpmüş, koklamış ve ağlamıştır. Sonra ev halkı için yemek hazırlatıp onlara ikram etmiş ve iki oğlunun bakımını üstlenmiştir. (A. Köksal, a.g.e., c.XV, s.74-76)



Sonuç olarak diyebiliriz ki; çok yönlü bir insan olan Sevgili Peygamberimiz, Yüce Allah'ın Kur'ân'da belirlediği ölçüleri hayatında en güzel bir şekilde uygulamış, akraba ilişkilerinde de en güzel örnekleri sunmuştur. Onun gerek peygamberlik öncesi, gerek sonrası hayatı, dün olduğu gibi bugün de ve kıyamete dek, insanlığı aydınlatacak güzelliklerle doludur.



Rabbimiz, gönlümüzü Sevgililer Sevgilisi’nden mahrum etmesin!


Bu yazıya yapılan yorumlar:


tarık [ 09.01.2011 12:14:51 ]
vallahi çok güzelmiş ben de sevdim

beyza [ 01.07.2010 17:29:27 ]
çok güzel

mahmut [ 06.04.2010 16:54:28 ]
çok güzelmiş ben bu yazıdan baya bir şey öğrendim

ahsen [ 13.01.2010 19:34:41 ]
sadece aile bireylerinin kim olduğunu öğrenmek istedim

ELA [ 20.12.2008 10:41:35 ]
çok güzel

Burak.58 [ 03.12.2007 16:44:09 ]
ne güzel konular keşke böyle internet adresleri olsa bizle paylaşanın eline sağlık din:den100 aldım:D

EMEL ÇAKUBAY [ 16.05.2007 08:21:20 ]
YORUM YAPILACAK BİR YAZI DEĞİL BU.BU,İNSANLIĞIMIZIN ZAMANLA NE KADAR TERS ORANTILI OLARAK İLERLEDİĞİNE ÖRNEK BİR SUNUM.ZAMAN İLERİ İNSANLIK GERİ.NEREDE ÖYLE BİR AHLAK VE MERHAMET NEREDE HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V),NEREDE BU GÜNKÜ ÜMMET?

semra selçuk [ 07.04.2007 14:14:08 ]
Rabbimiz, gönlümüzü Sevgililer Sevgilisi’nden mahrum etmesin amin inşALLAH onun önek hayatını uygulamayı bizlerede nasip etsin inşALLAH elinize yüreginize saglık ALLAH razı olsun selametle


Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 146 Toplam : 1959289                   Moderatör : Erol ŞEN |