Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Abdülcelal EMANET
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 49.Sayı
Bu Yazının Okunma Sayısı :  1965
Bu Yazının Tarihi :  02.04.2007 22:24:07
Güncel Haber Silsile-i Fârukiyye – Nakşibendiyye Kolu Sıddîk-ı Ekber Hz. Ebû Bekir (r.a) - II



Hulefâ-i Râşidîn’in İlki İki’nin İkincisi

Hz. Ebû Bekir’in Halifeliği

Hicrî 11. yılında hastalanan Rasûlullah (s.a.s) Efendimiz, 13 Rebiu’l-evvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler; ama o da bir beşerdi. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, onun için “öldü” diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Hz. Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve;

"Babam ve anam sana feda olsun ya Rasûlallah! Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerine ağlamaktan münezzehsin. Yâ Rasûlallah, Rabbi’nin katında bizi unutma; hatırında olalım..." dedi.

Sonra dışarı çıkıp Hz. Ömer'i susturarak: "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir.

Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o vefat etmiştir. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâki ve ebedîdir. Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: ‘Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez.

Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır." (Âl-i İmrân, 3/144) Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, Peygamberimiz’in ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz.” buyurdu. (Siret-i İbn-i Hişam, c.4, s.411-13; Taberî, Târih, c.III, s.197-98)

Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah'ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Ubâde'yi Rasûlullah'tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdi. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve; "Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz.

Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz." dedi. Hz. Ömer'in bu ani davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler. Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi.

Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fetihleri

Hz. Ebû Bekir, halife olduktan sonra, Efendimiz (s.a.s)’in vefatıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, "namaz kılarız, ama zekât vermeyiz" diyenlere karşı savaştı. Esvedu'l-Ansı, Müseylemetü'l-Kezzâb, Secah, Tuleyhâ gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyanlar bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytülmal’e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah'ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün'e yollayan Hz. Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen ve Mühre isyanlarını bastırmıştır.

İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr gibi yerler İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye'nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük Savaşı devam ederken Hz. Ebû Bekir vefat etmiştir.

İslâm ordusu sefere çıkarken Hz. Ebû Bekir, kumandanına ve askerlerine şunları hatırlatırdı: "Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın." Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

Kur'ân-ı Kerîm'in Toplanması

Hz. Ebû Bekir, Ridde Harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrânın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer'in Kur'ân'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır.

Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, Ashâb’ın çoğu da Kur'an hafızı idi; ancak yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur'ân'ın muhafazası hususunda endişe edildi. Hz. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, Sahâbe’den kurrâ olanlar da bunları tekit ediyorlardı. Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi. Bu Mushaf, Hz. Ebû Bekir'den Hz. Ömer'e, ondan da kızı Hz. Hafsa'ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak İslâm ülkelerinin bütün vilâyetlerine dağıtıldı.

Kişiliği ve Yönetimi Hz. Ebû Bekir (r.a.), orta boylu, hafif sarıya meyyal beyaz tenli, gür saçlı, seyrek sakallıydı. Sakalına kına ya­kardı. Açık alınlı çukurca gözlü, keskin bakış­lı idi. Yüzü ve bedeni zayıf olmakla birlikte omuzları geniş­çeydi.

Bacakları ince kemikli, çekik uyluklu, ince ve narin vücutlu idi. Buna rağmen kuvvetli ve şecaat­liydi. Gençliğin­de vücudu düm­düzdü. (İbnü'l Esir, el-Kâmil fi't-Târih, II, 419-420.) Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir (r.a.), dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşma ve tevâzu ile belirgindi. Kendini beğenen kimselere kızardı. Fakirlere, zor du­rumda olanlara yardım eder, misafirlere ikramda bulunmayı severdi. Ashab içinde, Cömertlikte ondan üstünü yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefat ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satıla­rak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olmuştur ve kızı Hz. Âişe'yi Rasûlullah (s.a.s) ile hicretten sonra evlendirerek Cihan Serverinin kayınpederi olma şerefine nail olmuştur. (Tabakat-ı İbn Sa'd, VI, 130 vd.; İbnu'l-Esir, II, 115.) Hz. Âişe'nin rivâyetine göre o (r.a.), "gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf" biri idi. (Siret-i İbn-i Hişam, c. 4, s.406) Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı.

Rasûlullah'ın en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği, ona "es-Sıddık" lâkabını kazandırmıştır. O bu olayda "O ne söylüyorsa doğrudur" demiştir. Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Hz. Ebû Bekir (r.a.)'dir. O, Hz. Peygamber'in veziri, fetvalarda en yakını idi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.); "İnsan­lardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinir­dim" (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II.) buyurmuş ve onu kendine dünya ve ahirette yâr etmiştir. Sevgili Peygamberimizin, Hz. Ebû Bekir (r.a.)'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri gösteren haberlerdendir. Hz. Ebû Bekir'in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. o, Ra­sûlullah Efendimiz’i (s.a.s) herkes­ten daha iyi tanıyan ve sünneti en iyi bilenlerdendir. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhalif bir hare­ket olmamış ve fitneler görülmemiştir. (Buhâri, Fezâilü'l-Ashâbı'n-Nebî, 3.)

Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir. (Taberî, IV, 1845; İbn Sa'd, III, 183.) Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orda da bulamazsa ashabla istişâre eder ve ictihad ederdi. Müslü­manlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslâm'ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Hz. Ebû Bekir'e hilâfetinde "Halifet u Rasûlillah" denilmiş, sonraki ha­lifelere ise "Emîrü'l-Mü'minîn" denil­miştir. Mâlî işlerini Ebû Ubeyde (r.a.), kadılık ve kazâ işlerini Hz. Ömer (r.a.), kâ­tipliğini Zeyd b. Sâbit (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.), başkumandanlığını Üsâme (r.a.) ve Halid b. Velid (r.a.) yapmıştır. Medine, Dârü'l-İslâm'ın başkenti ol­muş; Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır. Hz. Ebû Bekir efendimiz, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden sahabeden sayılır. O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir. Rabbim şefaatlerine nail eylesin!

Ashab içinde, Cömertlikte ondan üstünü yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefat ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satıla­rak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır.


Vefatı

Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir (r.a) zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir, Hicrî 13. yılda Cemâziye’l-âhir ayının başında, hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının nüksetmesi üzerine yatağa düşünce, yerine Hz. Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashâb’la istişare ederek Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert mizaçlı oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Hz. Ebû Bekir (r.a) 23 Ağustos 634 tarihinde akşam ile yatsı arasında çok sevdiği Rasûlullah (s.a.s) gibi 63 yaşında vefat etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

Rabbim şefaatlerine nail eylesin!


Bu yazıya yapılan yorumlar:


semra selcuk [ 02.05.2007 20:24:46 ]
hz peygamber efendimiz (s.a.v) hicret arkadasi hz ebubekir (r.a) örnek almamiz gereken en büyük sahabelerden biri, o nun sadıklıgı ve baglılıgını her zaman örnek almişimdir.allah bizlerı onların yüzü suyu hurmetıne aff etsin inşallah.ekleyenlerden ve yazandan allah razı olsun

oktay [ 11.04.2007 09:44:26 ]
ALLAH hepinizden razı olsun

edep haya [ 11.04.2007 00:31:44 ]
s.a Allah razı olsun sizden yazı çok güzel yazıda bulunan o muhteşem insan dost sıdk çok güzel Rabbim şefaatine nail eylesin KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR hz eba bekr r.a sevme idaasında bulundum hadim olmuyarak Allah seveni sevdiğiyle eylesin. Allah efendim şahım sultanım Abdullah Çetin Faruki efendimden sonsuz razı olsun bizlere bu sevgiyi aşıladığı ve bu muhteşem insanları tanıttığı tanıştırdığı için .... selam ve dua ile kalın ALLAH HER DAİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN İNŞAALLAH....


Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 146 Toplam : 1959289                   Moderatör : Erol ŞEN |