Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Merve KOÇDOĞAN
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 49.Sayı
Bu Yazının Okunma Sayısı :  2058
Bu Yazının Tarihi :  02.04.2007 22:29:47
Güncel Haber Rasûlullah’ın (s.a.v) Yetimleri
…Genç Kalemler - Deneme…

Ey saba rüzgarı ...! Eğer bir gün yolun Efendim’in köyüne uğrarsa

Selâmımı da yüklen götür; Kutlu Rasûl'ü bağrına basan Ravza’ya

Selam söyle benden Server-i Enbiya’ya

Ve haber ver ki, O’nun yokluğu delik deşik etti sinelerimizi

Bak şimdi bağırlarımız yaralı; gözlerimiz yaşlı
(Arapça aslından tercüme)


Rasûlullah’ın (s.a.v) Yetimleri

Kâinat, Peygamberimiz’in doğumuyla nura gark olmuştu. O’nun (s.a.v) dünyaya gelmesiyle birçok harikulade mucize meydana gelmiş ve daha peygamberlik vazifesi verilmeden önce gelecek mucizelerin habercisi olarak rüyasında gördükleri açık açık meydana çıkıyordu. Risalet vazifesi verildiğinde ise birçok mucizesi gerçekleşmesine rağmen Peygamberimiz’e inananların sayıları gayet azdı. Özelikle Mekke yıllarında müslümanlar sayılabilir derecede çok azdılar. Üçüncü müslüman, kırkıncı müslüman gibi terimler kullanılıyordu; fakat hicret yurdu Medine yıllarında, Allah ve Rasûl aşığı nice bahtiyar İslâm’la şeref buldu. İslâm’ın kemal yıllarından sonra Veda Hutbesi’nde ise yaklaşık olarak 120 bin Sahâbe bulunuyordu.

Bir kişinin müslümanlığı kabul etmesi için, nasibinde varsa Efendimiz’in mübarek yüzünü görmesi yetiyordu. Sahâbe’den Rebî’ bin Muavvez; “Onu gördüğünüz anda güneşin doğduğunu zannederdiniz.” buyurmuş ve yine Câbir bin Semûre; “Mehtaplı bir gecede Efendim (s.a.v)’in yüzüne baktım, andolsun ki, O’nun yüzü mehtaptan daha güzel ve parlaktı.” buyurmuştu. Abdullah bin Revâha ise; “Hiçbir mucizesi bulunmasa bile, verirdi O’nun güzel yüzü haberi.” buyurarak Rasûlullah Efendimiz’deki bu tarifi imkânsız güzellikten bahsetmişti.

Bir gün bir kişi Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna girdiğinde O’na (s.a.v) hitaben: “Şu yüzde hile yok, şu sözler yalan değil!” diyerek müslümanlığı kabul etmişti. Ashâb, bu mübarek yüzü her an görüyor ve her görüşünde O’na (s.a.v) olan sevgi ve muhabbetleri binlerce kez yineleniyordu. Nasıl ki bir hasta ilacını almadan iyileşmesi kolay olmazsa, Ashâb da Rasûlullah Efendimiz’i görmeden edemiyordu. Onlar için Peygamber Efendimiz, dertlerin dermanı, gönüllerin en makbul ilacıydı.

Sahâbe efendilerimiz, o nurani yüzü görmeye alışkındılar; fakat O’nsuz geçirilen bir hayata, o mübarek simayı görememeye alışkın değillerdi, alışamadılar da… O’ndan sonra kimisi, “O’nsuz hayatı nideyim, O’nu göremeyeceksem bu canı al Allah’ım!” diye ettiği makbul duadan sonra hayata gözlerini yumarken, kimisi Medine’yi terk etti, kimisi yalnızlığı seçti. Her ne kadar O’nsuzluğa alışmaya çalıştılarsa da, içlerini yakan hicranlarını ancak âhiretteki birliktelikle gidereceklerini ümit ederek ömürleri boyunca vuslat anını bekleyip durdular.

Rasûlullah’tan en çok hadis rivayetinde bulunan Hz. Ebu Hureyre’ye bir gün Sahâbe’den sonraki nesil olan Tâbiîn’den bir Müslüman; “Bana Allah’ın Elçisi’nden bir hadis söyler misin?” dedi. Ebû Hureyre (r.a) saygıyla toparlandı:

“İsteğini yerine getireyim.” diye cevap verdi ve sözlerine şöyle devam etti: “Allah’ın Elçisi bir gün bu mescitte sadece ben ve O olduğu bir sırada demişti ki...” Sonra sözünün devamını getiremeyip, hıçkırıklara boğuldu. Soruyu soran onun bayılacağını zannetti. Bir süre sonra biraz toparlanır gibi olup sözü tekrar baştan aldı:

“Bir gün bu mescitte ben ve Rasûlullah’tan başkası yokken...” Ebû Hureyre hazretleri hıçkırıklar içerisinde bir kez daha kendinden geçti.

Soruyu soran da onunla beraber ağlarken, Ebû Hureyre (r.a)’in hıçkırıklara gömülü başını, göğsüne bastırdı, öptü ve kokladı. Sonra aynı olay üçüncü bir kez daha tekrarladı. Ve “En Sevgili”nin hasretine adanmış gözyaşlarıyla, uzun bir zaman geçtikten sonra, dördüncü denemede Ebû Hureyre (r.a) hadisi rivayet etmeyi başarabildi.

Evet; Sevgili Peygamberimiz’e adanmış bir ömür... Her an O’nunla olabilmek, her anını O’nun yolunda sarf etmek için Sevgili’ye sunulmuş bir gelecek... Ve bu sunuş karşılığında müspet cevap alarak, kendilerini ya ilim deryasına ya da ömrünü O’nun (s.a.v) hizmetine adayan Sevgili aşıkları... Şimdi ise boyunları bükük, yürekleri yaralı, yetim kalmışlar adeta...

Abdullah bin Ömer, Ebû Hureyre misali O’nsuz yaşadığı yaklaşık seksen yıl boyunca O’nun (s.a.v) adı her geçtiğinde gözyaşlarına hâkim olamaz, ağlar. Hiç sonu yoktur bu ardı arkası kesilmez ağlayışların.

Zeyd bin Abdullah, Rasûlullah’ın vefat haberini bahçesinde çalışmakta iken, koşarak yanına gelen oğlundan alır ve ellerini kaldırır şöyle dua eder:
“Yâ Rabbi! Al bu gözlerimi. Artık O’nu (s.a.v) göremeyecekse başka bir şeyi de göremeyeyim!” Ve Hz. Zeyd’in duası kabul edilir. Zeyd bin Abdullah’ın duası aynı günlerde ismi meçhul bir başka Sahâbe tarafından da paylaşılır. O da aynı sebepten dolayı gözlerini yitirir. Geçmiş olsun için yanına gelen Sahâbelere söyledikleri ise tutuşmaya hazır her gönlün içini alevlendirecek cinstendir:

“Üzülmeyin! Çünkü ben bu hâli kendim istedim. Pişman da değilim. Çünkü ben o gözleri Allah’ın Elçisi’ni görmek için istiyordum. Ve artık O’nu göremeyecek olduktan sonra en güzel ceylanların gözlerine sahip olsam bile artık neye yarar?”

Rasûlullah’la geçirilen bir ömür... Hayatına O’nunla (s.a.v) başlamak ve daha ömrünün yarısını tamamlamadan Sevgili’den ayrılmak... Bu bir Sahâbe için dünyanın en büyük ıstırabı, acısı olsa gerektir.

Peygamberimiz (s.a.v) dünyadan ayrıldığında hizmetçisi Hz. Enes 20 yaşındadır. Hz. Enes, O’nsuz tam 83 sene daha yaşar ve bu sürenin sonlarına yaklaştığı bir günde:

“Sevgilimden ayrılalı tam seksen sene oldu ve Allah’a yemin ederim ki bu sürede O’nu rüyada görmediğim bir tek gece bile geçirmedim.” demiştir. Ve Hz. Enes 103 yaşında, Rabb’ine yürüyüşü ve Rasûlullah’a kavuşacağı bu yolculuğunda çevresinde bulunanlara vasiyetini yapar. Rasûlullah’a ait bir çubuk kefeninin göğsüne ve yine Güzeller Güzeli’ne ait bir saç teli de dilinin altına konur. Ve sonsuz yolculuğuna öyle çıkar.

Evet; ölüm, Rasûlullah’tan geriye kalmış bir Sahâbe için en büyük mutluluktu ve Ashâb da bu mutluluğu, bu sevinci tadarak sevgilisine, Âlemlerin Efendisi’ne kavuşmuştu.

Yâ Rasûlallah! Bizler Hz. Abdullah gibi olamadık. Adını her duyduğumuzda gözyaşlarımızı akıtamadık...

Yâ Habîballah! Her gece yatağına girdiğinde “Allah’ım! Bir an evvel ruhumu al ki, Elçi’ne ve sahâbesine bir an evvel kavuşayım!” diyerek dua eden Sahâben gibi olamadık. Zaten böyle bir duayı etmeye ne haddimiz ne de bu en güzel nimetlere kavuşacak kadar amelimiz ve sevgimiz var.

Yâ Rabbi! Habîbin’in ahlâkıyla ahlâklanmayı, O’nu (s.a.v), ashâbı gibi olamasak da sevmemizi ve gönüllerimize aşkını nakşetmeyi bizlere nasip et! Habîb-i Edîb’ine layık bir ümmet olmayı istiyor ve dualarımızı yine Rasûl’ün hürmetine kabul etmeni niyaz ediyoruz, O Yüce Zât’ından, Sen’in merhametine sığınarak...


Bu yazıya yapılan yorumlar:


mustafa [ 18.05.2008 20:12:39 ]
herşey gönlüne güzel yakişir bi şekilde hazırladın eline gözlerine saglık olsun a.e.ol selametle kal inş

damira [ 07.05.2007 17:05:41 ]
ellerinize saglik,cok guzel...

fatma [ 06.05.2007 18:29:07 ]
allah razı olsun


Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 146 Toplam : 1959289                   Moderatör : Erol ŞEN |