Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Döndü KARABAL
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 49.Sayı
Bu Yazının Okunma Sayısı :  1961
Bu Yazının Tarihi :  02.04.2007 23:36:51
Güncel Haber HADÎS-İ ŞERİFLERDEKİ PSİKOLOJİK TEMELLER
…Araştırma…

Bilindiği gibi, İslâm dininin kaynağı vahiydir ve bu, Allah (c.c)’ın insanlara doğruyu bulmak için gönderdiği mesajı ifade eder. Allah Teâlâ’nın bütün insanlığa gönderdiği ve en kâmil manada hidayet rehberi olan Kur’an, Allah’ın emir ve yasaklarını içeren bu vahyi ihtiva eder. Bu nedenle itaat edilmesi gereken asıl merci, Allah’ın kelamıdır. Kur’ân’a kulak vermek, Allah’ın buyruklarını dinlemek demektir.

Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’de, kendisinden sonra itaat mercii olarak ikinci bir varlığa daha işaret etmektedir. “De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 3/32) Buna göre Peygamber (s.a.v), Allah’ın izniyle sözünün dinlenilmesi ve buyruklarına teslimiyet gösterilmesi gereken elçi olup, onun hadisleri hüccet bakımından Kur’ân’dan sonra ikinci mercidir.

Kur’ân’da beyan buyrulduğu üzere Peygamber (s.a.v) hevâsından konuşmaz. Onun söylemiş olduğu sözler, yapmış olduğu fiiller ilâhî vahye dayanır. Onun tebliğci ve terbiyeci olma vasıfları sahâbesinin üzerinde tecelli etmiştir. Peygamberimiz’in her söz ve fiilinin altında anlayamadığımız ve idrakinden aciz kaldığımız birçok hikmetler vardır. Biz bu çalışmamızda bu sahada hazırlanan eserlerden yararlanarak o Yüce Sevgili’nin hadislerinden birkaçını gücümüz nispetinde inceleyip bu hadislerin altında yatan psikolojik (rûhî) hikmet ve incelikleri anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Zira yüce dinimiz İslâm, kulların kalplerinin derinliklerinde sakladıklarını dahî en ince ayrıntısına kadar bilen Alîm ve Habîr Allah (c.c) tarafından vahyedilmiş ve Sevgili Peygamberimiz de bütün beşeriyete peygamber gönderilmekle, her tipten ve fıtrattan insana ilâhî vahyi ulaştırabilecek üstün anlayış ve ferasetle desteklenmiştir.

Hadîs-i şeriflerde varlığından bahsettiğimiz bu psikolojik unsurlardan sadece bir kaçına yer verdiğimiz bu çalışmamızda şu başlıkları sizlerle paylaşacağız.

1- Pekiştirme:

İslâm dini, Allah’ın, insanlara davranışlarına göre muamele edeceğini; onların iyi davranışlarının neticesinde mükâfat göreceklerini, kötü davranışlarının karşılığında ise cezalandırılacaklarını bildirmektedir. Yani kişi, güzel ameller ortaya koymakla sevap, kötü davranışlar sergilemekle günah kazanacaktır. Dolayısıyla dinin genel kavramlar olarak ortaya koyduğunu, sevap ve günah kavramları da olumlu ve olumsuz olmaları bakımından pekiştirecektir. Rasûlullah (s.a.v), bu iki pekiştiriciyi sürekli kullanmıştır.

Rasûlullah (s.a.v), namaz kıldığı bir esnada başını rükûdan kaldırırken “Semiallâhu limen hamideh” buyurdu. Arkasında namaz kılanlardan bir Sahâbî, “Rabbenâ leke’l-hamdü hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh” dedi. Rasûlullah (s.a.v), namazdan sonra o kimsenin söylediklerini olumlu bir şekilde pekiştirerek; “Vallahi otuz kadar melek gördüm ki, ‘(bu sözü) bakalım hangimiz daha evvel yazıp huzûr-u ilâhiye çıkaracak’ diye yarış ediyorlardı.” buyurdu. (Buhârî, Ezan 126)

Rasûlullah (s.a.v), Ashâb’dan bir grubu Cüheyne Kabilesi’nden Hurka üzerine cihada göndermişti. Sabah vakti onları hezimete uğrattıktan sonra Fezârilerden Mirtâs bin Mehîk adlı bir çobana yetişmişlerdi. Çoban, Üsâme bin Zeyd ve Ensar’dan diğer bir zâtı görünce, “Lâ ilâhe illallah” dedi. Buna rağmen Üsâme (r.a) kargısıyla çobanı öldürdü. Durumu Rasûlullah (s.a.v)’e bildirdiklerinde, “Ey Üsâme! Bu adamı lâ ilâhe illallah dedikten sonra niçin öldürdün?” diye sordu. Üsâme (r.a), “O, ölümden kaçmak için söyledi.” diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v), yaptığını olumsuz şekilde pekiştirerek “Niçin öldürdün?” sorusunu sürekli tekrarladı. Bu ifadeler öyle tesirli olmuştur ki, Üsâme bin Zeyd (r.a), “Keşke bu günden önce Müslüman olmasaydım!” demiştir. (Müslim, İman 41

2- Motivasyon:

Rasûlullah (s.a.v)’in, ilk olarak dinî iradeyle bu aktiviteyi yerine getirdiğini görmekteyiz. İman, gerçek manada dinî aktiviteyi ifade eder. Çünkü bir kimse iman etmekle Allah ve Rasûlü’nün emir ve yasaklarına uyacağını kabul etmiş demektir. Bu kararlı tutum, dinî irade, dinî duygu ve düşüncelerin harekete dönüşmüş hâlidir.
Birçok hadiste motivasyon unsurunun kullanıldığı dikkat çeker. Meselâ; Rasûlullah (s.a.v), işkence ve zulümden şikâyet eden Ashâb’ı, gelecekte Allah’ın kendilerine vereceği güven ve emniyete işaret ederek bu ortamdan alacakları huzur ve güven duygusuyla motive etmiştir. İşte Mekke’deki o müthiş işkence ve baskı ortamının içinde sıkıntılar, dinî irade gibi iç motiveler ve Allah’ın vereceği selâmetle ilgili güven duygusuyla atlatılırken; âhiretteki ceza korkusu gibi dış motiveler vasıtasıyla da cahiliyeye dair birçok kötü davranış Ashâb tarafından kolaylıkla terk edilmiştir.

Rasûlullah (s.a.v), kişilerin namaza motive olabilmeleri için önlerinden geçilmemesi gerektiğini ve kendisinin de çoğu kez namazda kıraati uzatmak niyetiyle durduğunu, fakat çocukların ağladığını duyunca annelerine zahmet ve meşakkat getirmemek için kısa kestiğini bildirmektedir. (Buhârî, Salât 101) Zira namazda çocuğunun ağlama sesini işiten annenin motivasyonu bozulacak ve namazdan istenilen hazzı alamayacaktır

Rasûlullah (s.a.v) gece ibadetine motivasyonu sağlamak üzere şöyle buyurmaktadır: “Gecenin son üçte biri kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece dünya semasına inerek ‘Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim!

Benden isteyen yok mu, vereyim! Ben’den mağfiret dileyen yok mu, bağışlayayım!’ buyurur.” (Buhârî, Teheccüd 14) Duasının kabul edileceği veya mağfiret olacağı inancı kişiyi ibadete motive eden dış motivelerdendir.

Bu arada şu da unutulmamalıdır ki, Sevgili Rehberimiz’in tüm ifadeleri bir hakikattir ve hadisindeki müjde haktır. Dolayısıyla hakikatte kullarının kendisine yönelmesini dileyen Hz. Allah (c.c) olup, bu davranışta bulunan kullarını mükâfatsız bırakmayacağını müjdelemiş olmaktadır sevgili Habîbi’nin lisanıyla. Yani zikrettiğimiz motivasyon sadece ve sadece insanları şevke getirme aracı olarak anlaşılmamalıdır.

Yine, Hayber Kalesi’nin fethi esnasında Rasûlullah (s.a.v), mü’minlerin savaştaki motivasyonunu artırmak için şöyle buyurmuştur: “Yarın sancağı birine vereceğim, Allah’ın fethi onun eliyle olacaktır.” Orada bulunanların hepsi, sancağın kendilerine verileceğini beklerken Rasûlullah (s.a.v) Hz. Ali (k.v)’ye vermiştir. (Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe) Müslim’de geçen bir rivayette Hz. Ömer (r.a)’in; “Hiçbir zaman idareciliği o günkü kadar sevmemiştim!” (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe) demesi, Rasûlullah (s.a.v)’in bu ifadeleriyle askerlerin motivasyonunu ne kadar artırdığını ortaya koymaktadır

3- Unutma:

İslâm dininin ilk muhatapları; gerek inanç, ahlâk ve gerekse sosyal münasebetler açısından son derece düşük bir toplumun fertleriydiler. Bu yüzden İslâm açısından asla kabul edilemeyecek birçok davranış sergilemekteydiler. Onların arzu edilen davranış şekillerini özümseyebilmeleri için önceki tutum ve davranışlarından sıyrılmaları gerekiyordu. Rasûlullah (s.a.v) yukarıda ifade ettiğimiz olumsuz pekiştirme veya ceza gibi unsurlarla yanlış davranışları ortadan kaldırmak istediği gibi, daha değişik psikolojik unsurlar da kullanmaktaydı. Bunlardan biri de “unutma”dır.

İtikâf ibadeti, insanların istenmeyen davranışları tekrar etme imkânı bulmamaları için güzel bir vesiledir. Rasûlullah (s.a.v), “Benimle beraber itikâfta bulunanlar dilerlerse (Ramazan’da) son on günde itikâfa girsinler.” (Buhârî, İtikâf 1) buyurarak bu ibadeti tavsiye etmiştir. Bu suretle uzak kalınan kötü çevre ve davranışlar zamanla unutulacak, Cihan Peygamberi’nin manevî atmosferinde sürekli kalarak ve ibadet ü taatle yoğun bir şekilde Hakk’a yönelerek insan istenmeyen birçok alışkanlığını terk edebilecek, gönlü nurla dolacaktır.
İnsanlar alışkanlıklarını tekrar etmedikçe veya başkaları tarafından olumlu bir şekilde pekiştirilmedikçe zamanla unutacaklardır. Psikologlar ve eğitimciler, pekiştirilmeyen davranışların unutulmak suretiyle ortadan kalkabileceğini veya negatif pekiştirmenin de aynı vazifeyi göreceğini ifade etmektedirler.

4- Söndürme

Bir eğitim programının hedeflediği davranışlar açısından olumlu olmayan davranış ve tutumların tamamen yok edilmesinin veya zayıflatılmasının bir yolu da “söndürme”dir. Sönme ise, yapılan bu işlemin neticesidir. İşlemin kritik öğesi, söndürülmek istenilen davranışın artık pekiştirilmemesidir. Davranışın tekrarına imkân tanımama da aynı sonuca götürür. Bu durumda davranım çok hızlı bir şekilde zayıflar ve bir müddet sonra hemen hemen sıfıra iner.

Rasûlullah (s.a.v), Mekke’de Kureyşlilerden işkence ve baskı gördüğü ve onların İslâm dinine karşı olumsuz tavırlarıyla karşılaştığı zaman, “İlâhî, (bunlara) Yusuf (a.s)’ın yedi (kıtlık) seneleri gibi yedi (yıl) ver.” diye dua buyurmuştur. Bu dua sebebiyle öyle bir kıtlık baş göstermiştir ki bu, onların bir müddet kötü davranışlarının tekrarlanmamasına sebep olmuştur. Ebû Süfyan gelerek; “Yâ Muhammed! Sen Allah’a itaati ve yakınları ziyareti emredip duruyorsun. Kavmin ise helâk oldu, artık onlar için dua et!” diye yalvarmıştır. (Buhârî, İstiskâ 2) Rasûlullah (s.a.v)’in duasının neticesinde hâsıl olan durum müşriklerin tavırlarını bir müddet engellemiştir. Bu da bir nevi söndürme işlemidir.

Rasûlullah (s.a.v)’e bir kimse gelerek; “İnsanların en faziletlisi hangisidir?” diye sorar. Rasûlullah (s.a.v), “Malı ve canı ile Allah yolunda cenk eden kimsedir.” buyurur. O adam, “Sonra kimdir?” diye yeniden sorunca, “Vadilerden bir vadide (yalnızlığı seçmiş olan) bir mü’mindir ki o, Rabbi olan Allah’a ibadet eder ve insanları kendi şerrinden rahat bırakır.” buyurmuştur. (Müslim, İmâre 34) Yalnızlığı seçen bir kimse, davranışlarını pekiştiremediği için istenmeyen davranışlarında sönme meydana gelecektir.

5- Bastırma:

Olumsuz davranışları ortadan kaldırmanın bir başka yolu ise, “bastırma”dır. Bastırma daha önce öğrenilmiş bir davranışın her yapılışında ceza uygulanmasına denir. Başka bir ifadeyle, olumsuz davranışın her tekrarında ceza uygulamak ya da sürekli kontrol edilmek suretiyle daha önce kazanılmış olan davranış bastırılır. Ceza uygulanan davranış böylece zayıflamaya başlar ve gittikçe unutulur.

Rasûlullah (s.a.v) insanları sürekli cemaat arasında bulunmaya teşvik etmiştir. Hatta cemaatle kılınan namazın evde kılınan namazdan yirmi beş derece daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Salât 87) Namazı cemaatle kılmak toplum arasında bulunmayı ve bu da toplum tarafından gözetim altında tutulmayı gerektirir ki, insanlar çoğu zaman olumsuz tavır ve davranışlarını toplum baskısıyla terk ederler.

6- Tutuklama:

Kişilerin olumsuz tutum, davranış ve düşüncelerinin ortadan kalkmasını veya zayıflamasını sağlayan bir diğer önemli işlem ise “tutuklama”dır. Tutuklama, ferdin istenmeyen bazı istek tutum, tavır ve davranışlarını bilinçli olarak aklına getirmemesine veya işlememesine denir. Kişi, olumsuz tutum ve davranışlarını unutmamıştır, bilmektedir; fakat bunları ortaya koymaktan şuurlu olarak çekinmekte ve kaçınmaktadır.

Rasûlullah (s.a.v), gösterdiği tutumla bazen iyi olmayan davranışları muhatabın tutuklamasını sağlardı. Ashâb’tan bir zât ile münakaşa eden Ebû Zer (r.a), onu annesinden dolayı ayıplamıştı. Durumdan haberdar olan Rasûlullah (s.a.v), “Ey Ebâ Zer! Sen, onu anasından dolayı ayıplıyorsun? (Demek ki) sen içinde cahiliye (ahlâkı) kalmış bir kimsesin.” buyurmuştur. (Buhârî, İman 22) Rasûlullah (s.a.v)’in bu tavrı karşısında Ebû Zer (r.a) o kimsenin gönlünü almış, kendisini affettirmiş ve artık söz konusu davranışı tekrarlamamıştır. Bu bir nevi tutuklamadır.

Gerçek manada tutuklama işlemini gerçekleştiren birini Rasûlullah (s.a.v) güçlü bir pehlivana benzetmiştir. “İçinizde çok güreş tutup herkesi yıkan pehlivanı nasıl düşünürsünüz?” buyurduğunda Ashâb; “O öyle bir pehlivandır ki, birçok kimse onu yere yıkamaz.” diye cevap verir. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v); “O, sizin dediğiniz kimse değildir; lâkin gerçek kuvvetli pehlivan, öfke anında nefsine hâkim olan kimsedir.” buyurur. (Buhârî, Edep 76)

Demek ki gerçek güçlü insan kötü davranış göstereceği esnada kendine hâkim olup olumsuz davranışını tutuklamayı başaran, iradesi güçlü kişidir. Bir başka hadiste Rasûlullah (s.a.v), "Allah Teâlâ, içinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir." (Buhârî, Itk 6) buyurmaktadır. Demek ki tutuklanan herhangi bir hareketin sadece düşünce olarak gönülden geçmesi, İslâm nazarında günah olarak yazılmamaktadır.

Rabbim bizlere, Peygamber Efendimiz’in sözlerini en iyi şekilde anlayıp, hayatımıza geçirmeyi nasip etsin!


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 146 Toplam : 1959289                   Moderatör : Erol ŞEN |