Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 10.08.2011 11:41:06
Yazan  : Erol ŞEN
Soru No : 1003

Soru   : Vehhabilik -II-

Cevap Tarihi : 10.08.2011 11:43:56
Cevap :

vehhâbîlikte  îtikâdî unsurlar



bir
mezhebi, bir yolu, ehlisünnet dairesinden çıkaran itikattır. vehhâbîlik de
ehlisünnet dışı bir mezheptir. vehhâbîliği ehlisünnetten ayıran bazı itikâdî
inanışlar vardır. şunu hemen belirtelim ki, bir kimsenin veya yolun, ehlisünnet dairesinde olup olmadığına karar
vermek, ilkönce ehlisünnet itikadını bilmek, sonra bu kişi veya yola ait
itikadı araştırmak, daha sonra da bu kişi veya yola ait itikadı ehlisünnet
itikadı ile karşılaştırmak ve elde edilen sonuca göre de bu kişi veya yolun
ehlisünnetin dışında olup olmadığının ortaya çıkmasıyla olur.



bu sayımızda, sizlere kısaca
vehhâbîliği ehlisünnetten ayıran itikâdî inanışları tarihsel ve akademik yönden
olduğu gibi aktarmaya çalışacağız. 



1- tevhîd: muhammed b. abdülvehhabın görüşlerinin temelini
tevhid inancı teşkil eder. ona göre tevhid, kalp, dil ve amel ile olmalıdır ve
bunlardan birisi eksik olursa kişi müslüman sayılmaz. muhammed b. abdülvehhab
“keşfu’ş-şubuhât” isimli kitabında şöyle der; “rasûlullah (s.a.v)’in savaştığı
müşrikler de allah’ın birliğine inanıyorlardı. bunlardan bazıları gece gündüz
allah’a dua ederler, bazıları allah’a yakınlık veya şefaat niyetiyle meleklere,
lât gibi iyi insanlara veya hz. İsa gibi peygambere dua edip onlardan bir şey
isterlerdi.” yine aynı eserin başka bir yerinde de şöyle der; “ilk zaman
müşrikleri allah ile beraber, allah’a itaat edip o’nun emrine boyun eğmiş olan
peygamberlere, evliyaya, meleklere ya da taşlara ve ağaçlara iltica ederlerdi.
zamanımızdaki insanlar ise allah ile beraber, fasıkların en şiddetlisi olan,
zina eden, hırsızlık yapan, namaz kılmayan v.b. kimselere iltica ederler. hâlbuki
salih kimselere iltica etmek, fasıklığı açıkça görülen kimseye iltica etmekten
ise daha hafiftir.”



abdülvehhab’a göre tevhid üçe ayrılır. 1- allah’ı, isim ve sıfatlarında
birlemek
  2-
“tevhîdu’r-rubûbiyyet” yani allah’ın her şeyin rabbi ve maliki olduğunu bilmek
ve ikrar etmek
3- “tevhîdu’l-ulûhiyyet” olup, kulların fiilleri ile
allah’ı birlemeleri ki bu, kulun açık ve gizli söylemleri ile taalluk eder. tevhîdu’l-ulûhiyyet,
ortağı olmayan allah’tan başkasına dua ve recada bulunmamak, allah’tan
başkasından medet ummamak ve bir melek veya peygamber için bile olsa kurban
kesmemektir. allah’tan başkasından
yardım isteyen, allah’tan başkası için kurban kesen ve adak adayan, allah’a
ortak koşan,  allah’tan başkasından meded
isteyen, allah’ın haram kıldığından sakınmayan kimse kâfirdir ve dolayısıyla bu
kimselerin malları ve canları helal olup, hakiki muvahhidlerin bu müşriklere
saldırıp mallarını yağmalamaları ve öldürmeleri de helaldir. zira bu kimseler,
küfürle imanı ayırt eden “amelî tevhid”’i terk etmişlerdir.  



vehhâbîler, amelin
imandan bir cüz (parça) olduğu hususunda İbn-i
teymiyye’ye
uyarlar ve onlara göre, farz olan bir fiili ister tembellik etiğinden dolayı, ister inkâr
ettiğinden dolayı terk eden herkes kâfirdir ve dolayısıyla malları ve kanları
helaldir.
vehhâbîler her ne kadar amelde de itikadda da hanbelî olduklarını
söyleseler de, ahmed b. hanbel ile bir alakaları olmadığı aşikârdır.



2- şefaat: abdülvehhab bu hususta da İbn-i teymiyye’ye uyar. abdülvehhab rasûlullah (s.a.v)’in
şefaati olduğunu, velilere, küçükken vefat eden çocuklara ve meleklere de
şefaat izni verildiğini kabul eder ama şöyle söyler; “allah onlara şefaat izni
vermiştir ama sen bunu onlardan isteyemezsin. sen ancak, “allah’ım o’nu bana
şefaatçi kıl” diyebilirsin”. bir kimse, “şefaat
ya rasûlullah” deyip, fayda ve zararın ancak allah’tan olduğuna inanıp,
şefaatin de allah’ın izniyle olacağına iman etse bile yine de kâfir olur.



tevessül:  tevessül,
şirktir ve küfürdür. abdülvehhab bu hususta şöyle der; “kendisi ile allah
arasına, kendisine tevessül edeceği, onlara yalvaracağı ve onlardan yardım
isteyeceği vasıtalar koyan kimse icmâen kâfirdir.”



tasavvuf ve tarikat: abdülvehhab’a göre, “tasavvuf İslâmî
olmayan bir bidattir. tarikat ise, başkalarını istismar etmek için bir vasıta
ve mürşidin kendisini vesile ittihaz ettirmesine bir yoldur. mutasavvıfların
mükaşefe dedikleri şey tamamen asılsızdır. başkalarının kendi yoluna intisab
etmesini istemek ise, din içinde din ihdas etmektir. -hâlbuki aynı şeyi onlar yaparak, kendileriyle çelişmektedirler!!- müslümanlar
arasında, velilerin hayatta iken de, ölümlerinden sonra da tasarruf sahibi
olduklarına inanıp himmetlerini dileyenler vardır. onların gavs, kutup, abdâl,
kırklar, yediler, üçler gibi mertebelere ayrıldıklarını söylemektedirler ve
onlara kurbanlar nezredip adamakta, kabirlerine gidip yalvarmaktadırlar. bu
sözler ifrattır ve onlara ebedî helak oluş ve azab vardır. bu sözler kitap,
sünnet ve İcmâya muhaliftir.”



3- bid’at: abdülvehhab bid’at konusunda da
tamamen İbn-i teymiyye’ye
uyar. abdülvehhab’a göre, “kitap ve sünnette olmayan bir şeyi ortaya koyan
kimse mel’undur, ortaya koyduğu şey de reddedilir ve bu, sapıklık alametidir.”
onlara göre, akâid konusunda kelamcıların, helal ve haram konusunda da fıkıhçıların
sözleri delil olamaz.



türbe ve mezar ziyareti: geçen bölümümüzde, zeyd b. hattab’ın
türbesini yıkışlarını anlatmıştık. onların şirk olarak gördükleri bid’atlerin
başında, türbeler ve ziyaretleri gelir. şirk koşmak için olmasa bile, mezarda
namaz kılmak, allah ve rasulüne isyan etmek ve dine karşı gelmek olup bu en
büyük şirk ve en büyük bid’attir. türbe ziyareti puta tapıcılığa vesile
olabilir, zira puta tapıcılık, ilk olarak mezar ziyaretinden çıkmış olup,
bizden önceki yahudiler ve hıristiyanlar da böyle sapıtmışlardır. dolayısıyla;



-rasûlullah (s.a.v)’in türbesini ziyaret edip orada ibadette
bulunmak şirke vesile olur, yasaktır.



-mezarlar üzerine yazı yazdırmak, türbe yaptırmak şirk ve
ilhâda vesiledir.
bu
nedenle türbe yapımı ve ziyareti ne şekilde olursa olsun yasaklanmalıdır.



-ölülere niyaz ve tevessülde bulunmak, müneccimlere,
kabirlere ve falcılara inanmak bid’attir.



-peygamberlerin hatırasını tâ’zîz, hırka-i şerif, sakalı
şerif ziyaretleri bir bakıma allah’tan başkasına tapmaktır dolayısıyla şirktir.



-delâil-i hayrât okumak yasaktır, çünkü bu, peygambere ibadet
mahiyetindedir.



- peygambere salât-ü selam getirilir ancak bunu hem bir
ibadet haline getirmemek hem de “seyyidün┠ve “mevlân┠dememek şarttır.



-makam ile ezan okumak bid’attir.



-ramazan, cuma ve kandil gecelerinde ezandan önce veya sonra
tesbih çekmek ve dua etmek bid’attir.



-mevlid toplantıları bid’attir. mevlid okumak ve okutmak da
bid’attir.



-salih kişilere, evliyaya saygı göstermek, allah’tan
başkasına dua ve niyazda bulunmak ve evliyadan yardım dilemek bid’attir ve
şirktir.



-riya olarak namaz kılmak ve sofuluk etmek, allah’a manen
şirk koşmaktır. dehre, havaya ve rüzgâra sövmek şirktir. salih bir insan gibi
görünüp menfaat sağlamak şirktir.



-camilerin süslenmesi, kubbe ve minare yapılması bid’attir.



-namazların cemaatle kılınması mecburidir. namazı terk eden
kimse -tembellikten bile olsa- kâfirdir, mürteddir. beş vakti cemaatle kılmak
farzdır. meşru bir özrü olmadan cemaatle namazı terk eden ehlisünnetin dışına
çıkmıştır.
binaenaleyh cami imamları her namazın sonunda
cemaati teker teker sayarlar ve ihmalkârlık edenler üçüncü defada ta’zir
cezasına çarptırılırlar.



-kahve içmek, tütün içmek gibi kötü şeylerdendir. sigara ve
nargile içenlere kırk değnek vurulur.



deliller: kesin delil kur’andır. kütübü’s-sitte’deki hadisler
rivayet ve dirayet yönünden sabit olursa onlar da kabul edilir. şiîlerin, kelamcıların, mutasavvıfların,
ahlakçıların dayandıkları hadisler mutlak surette hepsi mevzudur ve
delil olamaz.
kur’an ve hadise dayanan icmâ ve ictihad geçerli olup bunun
haricindekiler geçerli olamazlar. akıl delil değildir, olamaz. kur’an ve sünnet zahiri anlamlarıyla
değerlendirilir ve manalandırılır. zahiri manalarına sımsıkı yapışılır ve zahirlerine
göre hükmolunur. bu işe aklı ve te’vili karıştırmak bid’attir ve küfürdür.

gerek zât, gerek sıfatlar hakkındaki ayetler olduğu gibi kabul edilir. allah’ın
sıfatları hakiki sıfatlardır.



ancak bu mevzuda şu
mühim hususu vurgulamak isterim ki, kur’an
ve hadisleri zahiri anlamlarıyla anlamak, allah’ın sıfatları ve müteşabih ayet
ve hadisleri buna göre ele almak, eninde sonunda teşbih ve tecsîme
götürür ki bu mevzuda vehhâbîler, ağır fakat haklı tenkidlere uğramışlardır.



4- bid’at: emr-u bi’l-mâ’rûf - nehyü ani’l-münker, yani iyiliği emredip
kötülüğü yasaklamak. vehhâbîlere göre bid’atlere kapılmış olanlarla savaşmak
kur’an’ın emri olup, bu hususta mesned olarak ayetler zikretmektedirler. bu
nedenle kendileri gibi inanmayan müslümanlara karşı kılıç kullanmaktan
çekinmemişlerdir. suud müftüsü İbn-i bâz, abdülvehhabı anlatırken şöyle
demiştir; “basiret sahibi akıllı kimse hakiki delilleri kabul eder, cahil ise
nefsine uyar ve onu ancak kılıç yola getirir.” emr-u bi’l-mâ’rûf - nehyü
ani’l-münker hususunda, geçen yazımızda da değindiğimiz, medine’yi
zaptettiğinde abdülaziz b. suûd’un yaptığı konuşma şöyledir; “artık âbâ ve ecdadınızın batıl
inanışlarına meyl ve rağbetten, onları rahmet ve hayırla yâd etmekten kaçının,
zira ecdadınız şirk üzere öldüler. (vehhâbî) hocaların derslerine devam edecek,
her ne vaaz edip (söylerlerse), (onların söylediklerinin) gereğini yerine
getirip bu hususta gayret ve sebat edeceksiniz. şayet içinizden biri muhalefet
gösterir ve itiraz ederse, cümlenizin malları, eşya ve hayatı askerim için
mubahtır.”
emr-u bi’l-mâ’rûf - nehyu ani’l-münker, her türlü bid’ati
kapsamakta olup, bu bid’atleri ortadan kaldırma hususunda da her türlü yol
kullanılmaktadır.



5- dini anlayışları: vehhâbîlik, doğuşundan günümüze
kadar çeşitli vasıflarla nitelendirilmiştir. çoğunlukta vehhâbîlik, hanbelîlik
ve hâricîlik karışımı -ehlisünnet dışı- bir mezheb olarak tanımlanmıştır.
vehhâbîler, ayetleri sadece zâhirî manasına göre alıp te’vili küfür saydıkları
için, vehhâbîliğin “zâhiriyye” mezhebine bakan bir yönü de olup bu mezheple
paralellik arzetmektedir. vehhâbîler, diğer hak mezhepler gibi kur’an ve
sünneti kendileri esas ve temel almışlar, ancak bunların tatbiki ve manası
hususunda diğer hak mezheplerden ayrılmışlardır. zaten İslam’da, hak olsun
batıl olsun mezheplerin hepsi de kur’an ve sünnete dayandığını söyler ve
delillerini/mesnetlerini kur’an ve sünnetten getirirler. sorun, bunların
anlaşılması ve yaşantıya dökülmesindedir. zira bu meselede asıl olan, kur’an’ı
cenab-ı hakkın indiriş gayesindeki muradı, hadis-i şerifleri ise rasûlullahtan
sadır olur iken ki muradı/gönlü üzere anlamaya çalışmak/gayret etmektir.



abdulvehhâba göre
içtihat kapısı her zaman ve herkese açıktır. bir mezhebe bağlanmak felaket ve taassuptur, başkalarını taklit etmek
dinden çıkmak gibidir.
  -ancak bu
görüşlerine rağmen kendileri, vehhâbîliğe taassup ve bağlılık
göstermektedirler.-



 vehhâbîlere
göre iman; kalple tasdik, dil ile ikrar ve ameldir. buna göre amelleri yerine
getirmeyen bir kimse imansızdır.
-böylece bu hususta da haricîlerin yoları ve görüşleri üzere
olmuşlardır.-



sonuç olarak, vehhâbîler, “kur’an ve
sünnete dönüş” gibi her müslümanın arzuladığı şeyi söyleyerek insanları
kendilerine çağırmışlardır. ancak mülahazalarımıza göre, bu işin
hakikati ve iç yüzü böyle değildir. İslam’da ortaya çıkan sapkın/dâlle
fırkaların ekseri galibiyeti  gayr-i
müslimler ve hassaten yahudiler tarafından çıkarılmıştır. vehhâbîlik de,
İngilizler tarafından tezgâhlanmış olup, bir tasavvuf devleti olan osmanlıya
karşı, osmanlının temelini oluşturan tasavvufun zıddı olan donanımlarla
donatılmış ve bu oyunda oynayacak uygun figürler bulunarak piyasaya
sürülmüştür. haçlı seferleri ile dışardan yıkılamayan ümmet, içerden fitne ve
birbirine düşürme yoluyla yıkılma yolu denenmiş ve başarılı da olunmuştur.
bu
nedenle vehhâbîler, tebliğlerini umumiyetle müslümanlara yapmış, müslümanlardan
İslam’a girmelerini istemiş, reddedenleri ise kılıçtan geçirmişlerdir.
mekke’ye
girdiklerinde hz. hatice’nin türbesi, peygamberimizin ve hz. ebu bekir’in
doğdukları evlerin kubbeleri gibi birçok kubbe ve türbeleri yıkmışlardır.
medine’ye girdiklerinde, rasûlullah (s.a.v)’in türbesi üzerinde bulunan birçok
İslami şefkatin sembolü olan tarihî eserleri de bir bir yok etmişlerdir. 



cenab-ı hak, ümmeti,
tefrikaya sürükleyenlere fırsat verdirmesin ve ayaklarımızı selef-i salihîn’nin
yolunda sabit kılsın.






Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 79 Toplam : 1959222                   Moderatör : Erol ŞEN |