Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 19.03.2009 10:19:55
Yazan  : Erol ŞEN
Soru No : 655

Soru   :
- sünnet kaç kısımdır?
- sünnet-i hüdâ’yı terk etmenin hükmü nedir?
- sünnet-i zevâid’i terk etmenin hükmü nedir?
- sünnet-i zevâid adetler kabilindendir, sözünün manası nedir?
- sünneti terk etmekten murat nedir? israrla sünneti terk edenin hükmü nedir?
- sünneti hafife alıp işlemeyenin hükmü nedir? hafife almaktan maksat nedir?
- ehl-i sünnet âlimlerinin, sünnetle alakalı birçok hususu izahları ve bir takım şüpheleri izaleleri.


Cevap Tarihi : 04.06.2008 10:27:25
Cevap :  Fıkıhçılara Göre Sünnet’in Kısımları:
İbn-i Âbidîn’e göre Sünnet, iki kısımdır:
1- Sünnet-i Hüdâ: Dinde bir şiar olan, ibadet kabilinden olup (farz ve vacip olmayan) amellerdir.
2- Sünnet-i Zevâid: Dinde bir hüküm koymayan, Rasûlullah (s.a.v.)’e mahsus adet kabilinden olan sünnetler.

Beyhâkî’nin anlattığına göre İmam Şâfiî’ye göre sünnet üç kısımdır:
1- Allah Teâlâ’nın hakkında âyet inzal ettiği, Rasûlullah (s.a.v.)’in de Kur’ân’daki gibi aynen sünnet kıldığı hususlar.
2- Allah Teâlâ’nın icmalî (muhtasar, öz) olarak inzal ettiği, Rasûlullah (s.a.v.)’in de Allah Teâlâ’nın bu âyette icmalî olarak neyi kastettiğini açıkladığı, umumi olarak mı yoksa bazı şahıslara özel olarak mı farz kıldığını, kulların bununla nasıl amel edeceklerini izah ettiği durumlar.
3- Kuran’da hakkında âyet bulunmayan, sadece Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnet olarak ortaya koyduğu hususlar.

 Sünneti Terk Etmenin Hükmü:

- İbn-i Âbidîn’in Sünneti Terk Etme Hususundaki Görüşü:
1- Sünneti hüdâ’yı terk etmenin hükmü nedir?
Sünnet-i hüdâ’nın terki isâet (günah) ve kerahet icap eder. Cemaat, ezan, ikamet ve emsali bunlardandır. Tahrir sahibi: “Sünneti terk eden, isâeti, yani delâlete nispet edilmeyi, yerilip kınanmayı ve zemmi hak eder.” demiştir. İbn-i Nüceym, Menâr adlı eserin şerhinde isaet’in kerahetten daha kötü olduğunu söylemiştir. Burada münasip olan da odur.
“Telvih” adlı eserde de beyan edildiğine göre Sünnet-i müekkede’yi terk etmek harama yakındır. Şefaat’ten mahrum kalmayı gerektirir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.): “Her kim benim sünnetimi terk ederse şefaatime nail olmaz.” buyurmuştur. Sünneti terk eden tekdir ve muaheze olunur.

2- Sünnet-i zevâid’i terk etmenin hükmü nedir?
Sünnet-i zevâid, âdetler kabilinden olup, sünnet-i zevâidin terki isâet ve keraheti gerektirmez.

3- Sünneti zevâid adetler kabilindendir ne demektir?
İbn-i Abidin der ki: Ulema, sünen-i zevâid’e Rasûlullah (s.a.v.)’in kıraati, rükû'' ve secdeyi uzatması ile misal vermişlerdir. Şüphesiz ki bunlar ibadettir. Şu halde sünen-i zevâid’in âdet olmasının manası; Rasûlullah (s.a.v.)’in ona çok devam etmesi ve âdet haline getirmesi, onu ancak bazı zamanlarda bırakmış olmasıdır. Çünkü sünnet, dinde tutulan yoldur. Sünnet haddizatında bir ibadettir. Buna âdet denilmesi arz ettiğimiz sebepten dolayıdır. Dinin şiarlarından ve tamamlayıcısından olmadığı için ona sünnet-i zevâid denilmiştir. Sünnet-i hüdâ böyle değildir. Ondan murad; vacibe yakın sünnet-i müekkedelerdir ki, terk edenler dalâlete nispet edilir. Çünkü onu terk etmek dinle alay sayılır.

4- Sünneti terk etmekten murad nedir? Israrla sünneti terk edenin hükmü nedir?
Sünneti terk etmekten murad; özrü yok iken ısrar üzere işlememeye devam etmektir. Nitekim İbn-i Emir Hâcc’ın “Tahrir” adlı eserinin şerhinde de böyle denilmektedir.
Mesela; bir kimse abdest uzuvlarını bir defa yıkamakla iktifa ederse bunu âdet haline getirdiği takdirde günahkâr olur. Âdet edinmezse günahkâr olmaz. O halde ısrarla sünneti terk etmeğe sebep, hafife almaktır.
Sünneti ısrar ve devam üzere terk edenler hakkında İmam Muhammed; “harp edilir”, İmam Ebû Yusuf ise “tedip olunur” demiştir.

5- Sünneti hafife alıp işlemeyenin hükmü nedir? Hafife almaktan maksat nedir?
Sünneti hafife almak iki türlü açıklanır:
a) Sünneti hafife almaktan maksat, ona aldırış etmemek ise, bunu yapan kimse günahkâr olur.
b) Eğer sünneti hafife almaktan maksat, onunla alay ve tahkir manasına gelen hafife almak ise, bu küfürdür. (İbn-i Âbidîn, Abdestin Sünnetleri Babı; Namazın Sünnetleri Babı)

- İmam Suyûtî’nin Sünneti Terk Etme Hususundaki Görüşü:
Bazı ilimler vardır, ilaç gibidir. Bazı görüşler de vardır ki, abdesthane gibidir, ancak zaruret anında zikredilir. Allah’a hamdolsun ki, uzun zamandır mevcut olmayan; fakat şimdilerde (kötü) kokusu yayılan bir görüş var. Bu görüş; sünnet-i seniyye ve rivayet edilen hadislerle amel edilemeyeceğini, sadece Kur’ân’ın delil olacağını söylemektedirler. Allah Teâlâ hadisi şeriflerin âliliğini ve şerefini artırsın.
Ben bu sözün aslını ve batıl olduğunu insanlara açıklamak istedim. Çünkü bu, toplumu helake götürecek en büyük sebeplerden bir tanesidir.
Allah (c.c.) size merhamet etsin! Şunu bilesiniz ki, usul ilminde maruf olan şartları taşıyan kavlî olsun, fiilî olsun hadisler hüccettir. Rasûlullah (s.a.v.)’in hadislerini inkâr eden kimse küfre girer ve İslâm dairesinden çıkar. Yahudilerle, Hıristiyanlarla veyahut Allah’ın murat ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur.
Esasında zaruret hâsıl olmasaydı, birkaç asırdır gündemde olmayan ve böylelikle insanların da rahat ettiği bu görüşün aslını anlatmayı helal görmüyordum. Bu görüşte olanların, dört mezhep imamı zamanında ve onlardan sonraki zamanlarda da sayıları fazla idi. Dört imam ve onların ashabı, derslerinde, münazaralarında ve eserlerinde bu görüş sahiplerini reddetmeye genişçe yer veriyorlardı. Ben inşallah onların delillerinden bir demet sunacağım. Muvaffak kılacak olan ise Allah’tır.
(İmam Suyûtî, Sünnet’in ispatı ve bunu inkâr edenlere reddiye hakkında mezhep imamlarından İmam Şâfiî ve hadis imamlarından İmam Beyhâkî’nin görüşlerini zikretmiş ve böylece Selef-i Sâlihîn’in bu husustaki görüşlerini muhtasar bir şekilde aşağıda ortaya koymuştur. Allah cümlesinden razı olsun.)
a) İmam Şâfiî’nin Sünnet’e Bakışı:
İmam Şâfiî’ye göre; Allah (c.c.), Rasûlü’nün sünnetlerine uymayı emretmiş ve dolayısıyla sünnetlere uymak da böylelikle farz kılınmıştır.
İmam Şâfiî (rh.a.), Risâle’sinde şöyle der. Beyhâkî de onun bu sözünü, “Medhal” adlı eserinde nakleder:
1- Allah Teâlâ, Rasûlü’nü, İslâm dini, farzlar ve Kur’ân’la ilgili olarak öyle bir yere koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla, Rasûlü’ne imanı beraberce zikrederek Rasûlullah (s.a.v.)’in faziletini beyan etmiştir. Allah (c.c.) bunu şöyle ferman ediyor: “Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz Kur’ân’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (et-Teğâbun, 64/8)
2- İmanın dışında kalan hususlar imana tabidir. İmanın tam olması ise Allah’a ve Rasûlü’ne beraberce inanma şartına bağlamıştır. Yine Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Muhakkak mü’minler onlardır ki, Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde içtimai bir işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler.” (en-Nûr, 24/62)
3- Allah Teâlâ bir âyette de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah Teâlâ’ya itaat ediniz ve Peygamber’e de, sizden olan emir sahiplerine de itaatte bulununuz. Sonra bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah Teâla’ya ve Peygamberi’ne arz ediniz.” (en-Nisâ, 4/59) İlim ehlinden bazıları bu âyette geçen “emir sahipleri”nden muradın “Rasûlullah (s.a.v.)’in gönderdiği seriyyelerin komutanları” olduğunu söylemişlerdir. “İhtilafa düşerseniz” sözünün manası da “bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz” demektir. “İhtilafa düşerseniz” diye kastedilenler de “seriyyeye katılanlar ve itaat etmekle emrolundukları komutanlarıdır.” “Onu, Allah Teâlâ’ya ve Peygamberine arz ediniz” kavlinden murat, “Allah’ın ve Rasûl’ünün sözüne bakın” demektir.
4- İmam Şâfiî, Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymanın farz oluşuna şu âyeti de delil getirir: “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.” (el-Haşr, 59/7)
5- İmam Şâfiî (rh.a.) bir gün bir hadis rivayet eder ve “sahihtir” der. Birisi: “Ey Ebû Abdullah! Sen de aynı kanaatte misin?” diye laf edince, bozulur ve şöyle der: “Ey adam! Sen beni hiç Hıristiyan olarak gördün mü? Bana kiliseden çıkarken rastladın mı? Belimde Hıristiyan kuşağı gördün mü? Rasûlullah (s.a.v.)’den hadis rivayet edeceğim ve hem de aynı görüşte olmayacağım ha!”
İmam Şâfiî bu âyetlerin dışında, Rasûlullah (s.a.v.)’in emrine uymayı, ona taatin zaruri olduğunu gösteren diğer âyetleri de zikreder. Bu durumda Allah Teâlâ, Rasûlü’ne itaati farz kıldığından dolayı, hiç kimse Rasûlullah (s.a.v.)’in emrini reddedemez.

b) İmam Beyhâkî’nin Sünnet’e Bakışı:
İmam Beyhâkî, meseleyi delillerle yukarıda olduğu gibi ortaya koyduktan sonra şöyle der: “Sünnetin delil oluşu sabit olmasaydı, Rasûlullah (s.a.v.) veda hutbesinde orada bulunanlara dini hususları öğrettikten sonra şöyle buyurmazdı: “Bakın! Burada bulunanlarınız bulunmayanlara (anlattıklarımı) aktarsın. Çünkü (umulur ki) kendisine aktarılan bazı kimseler dinleyenden daha iyi beller.” (Buhârî, İlim) Beyhâkî bundan sonra şu hadisi zikreder: “Bizden işittiği hadisi işittiği gibi aynen rivayet edenin Allah yüzünü ağartsın. Çünkü kendisine aktarılan bazı kimseler dinleyenden daha iyi beller.” (Tirmizi, 2657)
(Beyhâkî bu hususta İmam Şâfiî’nin şu sözünü de nakleder) İmam Şâfiî de şöyle der: “Rasûlullah (s.a.v.) kendi sözünün dinlenip ezberlenmesi ve hakkıyla aktarılmasını tavsiye etmiştir. Bu da onun ancak hüccet olan şeyleri emrettiğinin delilidir. Çünkü bu ya yerine getirilmesi gereken bir helaldir veya kaçınılması gereken bir haramdır veya yerine getirilmesi gereken bir haddir veyahut alınıp verilmesi gereken bir maldır veyahut da din ve dünya ile ilgili bir nasihattir.
İmam-ı Şâfiî, sünnete uyulması ve hüccet olması hakkında âlimlerin görüşlerini şöyle sıralamıştır.
Kendilerinden nakilde bulunduğum âlimlerden sünnetle ilgili açıklamalardan hiçbiri bu genel mananın dışına taşmaz. “Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnet olarak koyduğu her şeye tabi olmamızı Allah Teâlâ farz kılmıştır. Ona uymayı kendisine uymak, ona uymamakta direnmeyi ise kendisine isyan olarak addetmiş ve bu hükmü böyle koymuştur. Bu (genel) hükümde hiçbir kimseyi dışarıda tutmadığı gibi, onun sünnetine uymamak için de bir çıkış yolu bırakmamıştır.” (Risâle, 88)
(Sünnet hakkında âlimlerin görüşleri:)
a) Âlimlerden bazısı şöyle demiştir:
Allah Teâlâ, Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnetini, itaatin farz olduğu hususlardan kılmıştır. Hakkında Kur’ân’da “nas” (âyet) bulunmayan hususlardaki Rasûlullah (s.a.v.)’in koymuş olduğu sünnetler, Allah Teâlâ’nın ilm-i ilâhîdeki rızasına muvafıktır.
b) Bazı âlimler de şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnet olarak ortaya koyduğu her sünnetin Kur’ân’da bir aslı vardır. Mesela, namazın rekâtları ve nasıl kılınacağı, Allah Teâlâ’nın Kur’ân’da icmalî olarak namazı farz kıldığı esasına dayanır. Aynı şekilde alışveriş ve diğer şer’î hususlarla ilgili koyduğu hükümler de Kur’ân’da bulunan bir asla dayanır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin.” (en-Nisâ, 4/29) Keza diğer bir rivayette de şöyle buyurmaktadır: “Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.” (el-Bakara, 2/275) Bu durumda Allah Rasûlü bazı şeyleri helal, bazılarını da haram kılınca, icmalî olarak Kur’ân’da geçen namazı açıkladığı gibi bunda da Allah’ın neyi murat ettiğini açıklamış olmaktadır.
c) Bir kısım âlimler de şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) sünnetini, Allah’ın Rasûlü olması hasebiyle ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Rasûlullah’ın sünneti Allah’ın farzıyla sabit olmuştur.
d) Bazı âlimler de şöyle der:
Sünnet olarak koyduğu her şey Rasûlullah (s.a.v.)’in kalbine Allah tarafından konulmuştur. İşte Rasûlullah (s.a.v.)’in sünneti Allah tarafından kalbine konan hikmettir.
e) İbn-i Hacer el-Heytemî’ye şöyle sorulmuştur. “Bir kimse dua ederken; ‘Ey Allah’ım beni Muhammed (s.a.v)’in şefaatine nail olanlardan kıl!’ demekten (büyüklenerek) kaçınırsa hükmü ne olur?”
İbn-i Hacer el-Heytemî cevaben: “Rasûlullah (s.a.v)’in şefaatine ihtiyacı olmadığı için böyle dua etmekten kaçınan kimse, ancak Allah ve Rasûl’ünü inkâr eden, kalbine kibir hastalığı galip gelerek ta ki onu İslâm dininden çıkarıp hakiki küfre düşürdüğü bir kimsedir. Ehl-i sünnet imamlarımız dediler ki; bir kimseye ‘Tırnaklarını kes!’ denilse ve o kimse de sünnetten yüz çevirme kastıyla ‘Yapmam’ dese, kâfir olur. Eğer bu hususta bile hüküm böyleyse, Rasûlullah (s.a.v)’in şefaatine nail olanlardan olmaktan kaçınan kimsenin hali ne olur?” demiştir.
(Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnet olarak ortaya koyduğu hususlar da Cenâb-ı Hak’tandır:)
1- Allah Teâlâ, Kur’ân’ında şöyle buyuruyor: “İçlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.” (Âl-i İmrân, 3/164) İmam Şâfiî şöyle der: “Kur’ân bilgisini beğendiğim bir kimseden bununla ilgili olarak şöyle duydum: ‘Hikmet, Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnetidir.’ (Risâle, 78) Beyhâkî bunları aktardıktan sonra senetleriyle beraber Hasan, Katâde ve Yahya b. Ebî Kesîr’den; “Bu âyette gecen hikmetten murat, sünnettir.” dediklerini rivayet eder.
2- Rasûlullah (s.a.v.)’in sünnet olarak ortaya koyduğu hususların Allah’ın emriyle meydana geldiğini delil getirenler bunun iki şekilde söz konusu olduğunu söylerler:
a) Ya kendisine gelen vahiyle ki, bunu insanlara okuyordu.
b) Ya da Allah tarafından kendisine verilmesi, peygamberlik sıfatıyla “Şu şekilde hükmediyorum!” demesidir. Nitekim Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği gibi, Rasûlullah (s.a.v.)’in zinakâr bir şahsın kıssasında şöyle buyurduğu geçer: “Aranızda Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim!” (Buhârî, Sulh) Rasûlullah (s.a.v.), o kimseye daha sonra sopa ve sürgün cezası verir. Oysa sürgün cezası Kur’an’da yoktur.
3- Beyhâkî senedini de zikrederek Hassan b. Atıyye’den şu rivayeti nakleder: “Cibril (a.s.), Kur’ân’ı indirdiği gibi sünneti de Rasûlullah (s.a.v.)’e indiriyordu. Kur’ân’ı öğrettiği gibi sünneti de ona öğretiyordu.” (Dârimî, Mukaddime 49)
4- Beyhâkî yine senediyle el-Kasım b. Muhaymira tarikiyle Fudayle’den şu hadisi rivayet eder: Kıtlık olduğu yıl (aşırı pahalılık karsısında), “Yâ Rasûlallah bizlere ‘narh (kâr haddi) koy’ denir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: ‘Allah Teâlâ emretmediği bir sünneti sizlere hüküm olarak koymamı benden istemiyor. Bu sebeple onun lütfü kereminden (dua ederek) bunu isteyiniz.” (Kenzu’l-Ummâl, 4/103)
5- Beyhâkî yine senediyle el-Muttalib b. Hanteb’den, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Allah Teâlâ’nın emrettiği hususlardan hiçbir şeyi bırakmadım. Hepsini sizlere emrettim. Keza Allah’ın yasakladığı hususlardan hiçbir şeyi de bırakmadım, hepsini sizlere yasakladım.” (İbn-i Mâce Ticaret 2; Beyhâkî, Sünen 7/76)
Beyhâkî senedini de zikrederek Ömer b. el-Hattab (r.a.)’ın minberde şöyle dediğini rivayet eder: “Ey insanlar! İçtihat etmek Rasûlullah (s.a.v.) tarafından yapılınca isabetli olurdu. Çünkü Allah ona hakkı gösteriyordu. Bizim görüş belirtmemiz ise zandır ve tahmindir.” (Medhal, 189)

Rasûlullah’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerin Kur’ân’ın emir ve yasağı gibi olduğu, Rasûlullah’a Kur’ân’ın ve mislinin verildiği beyanı
5-
6- Sünneti terk edenin helak olacağı ve sünneti ihya edenin mükâfatı beyanı şeklinde soruların karşılığında verilebilecek cevaplar aşağıda verilmektedir.)

(Rasûlullah’a itaatın Allah’a itaat olduğu beyanı:)
Beyhâkî şöyle der:
1- Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Muhakkak sana biat edenler, aslında Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (el-Feth, 48/10)
2- Bir diğer âyette de Allah Teâlâ şöyle ferman etmektedir: “Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (en-Nisâ, 4/80)
3- İmam Şâfiî de şöyle der. “Allah Teâlâ, Rasûlü’ne itaatin kendisine itaat demek olduğunu bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Hayır; Rabbine ant olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (en-Nisâ, 4/65) Bize ulaşan habere göre bu âyet bir toprak meselesi yüzünden Zübeyr’i dava eden, Peygamberimizin de Zübeyr’in lehine karar verdiği kişi hakkında nazil olmuştur. İşte Efendimizin (s.a.v.) verdiği bu hüküm Rasûlullah’ın bir sünnetidir, yoksa hakkında âyet nazil olarak verilmiş bir hüküm değildir.” (Risâle, 82–83)
Yukarıdaki kıssayı Buhârî ile Müslim, Abdullah b. Zübeyr’den rivayet ederler: Ensâr’dan bir zat, çorak arazideki hurmalıkları suladıkları su kanalının kullanımı hususunda Zübeyr’i dava eder. Ensârî: “Suyu sal da gelsin.” der. Zübeyr de suyu salmaya yanaşmaz. Neticede Rasûlullah (s.a.v.)’e davalaşırlar. Rasûlullah (s.a.v.): “Yâ Zübeyr! Önce sen sula, sonra da komşuna sal!” deyince Ensârî itiraz eder: “Halanın oğlu olduğu için onu kolluyorsun. Bu söz üzerine Rasûlullah (s.a.v.)’in beti benzi atar ve Zübeyr’e: “Zübeyr! Tarlanı sula, sonra da su kapağına dek doluncaya kadar suyu salma.” der. (Buhârî, Tefsir 4)
Zübeyr şöyle der: “Vallahi kanaatime göre şu âyet bu mesele hakkında nazil olmuştur: ‘Hayır; Rabbine ant olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden…’
4- İmam Şâfiî de şöyle der: Allah Teâlâ, Kur’ân’ında şöyle buyuruyor: “(Ey müminler!) Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın. İçinizden birini siper ederek sıvışıp gidenleri, muhakkak Allah bilmektedir. Bu sebeple onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.” (en-Nûr, 24/63) Beyhâkî, Süfyân’dan; “Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden... Sakınsınlar.” âyetinde geçen beladan muradın “Allah’ın kalplerini mühürlemesi” olduğunu nakleder.
5- İmam Şâfiî de şöyle der: “Allah Teâlâ, Rasûlullah’ın kendilerine emrettiği her şeyi yapmalarını, nehyettiği her şeyden de kaçınmalarını emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Peygamber size neyi verdiyse onu alın. Neden de yasakladıysa ondan sakının” (el-Haşr, 59/7)
6- Buhârî ile Müslim, Ebû Hureyre’den şu hadisi rivayet ederler: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” (Buhârî Ahkam, 1, Cihad, 109)
7- Buhârî, Cabir b. Abdullah’tan şu hadisi rivayet eder: Peygamberimiz (s.a.v.) uyurken melekler yanına gelir. Bazıları “Uyuyor!”, bazıları da “Gözü uyur; ama kalbi uyanıktır!” der. Kendi aralarında: “Bu dostunuzun durumu bir misale benzer. Hadi onun durumuyla ilgili bir misal verin!” derler. Sonra da şöyle söylerler: “Bu zatın durumu yeni bir ev yapıp, bir ziyafet tertip eden kimseye benzer. Bu zat ziyafete çağırmak için etrafa davetçi gönderir. Kim davete icabet ederse, eve girer ve ziyafetten yer. Kim de davete icabet etmezse eve giremez ve ziyafetten de yiyemez.” Melekler daha sonra kendi aralarında: “Bu misali ona yorumlayın da anlasın!” derler. Bir kısmı şöyle söyler: “Fakat uyuyor.” Diğer bir kısmı da “Gözü uyur; ama kalbi uyanıktır.” derler. Sonra da misali şöyle yorumlarlar: “Ev cennettir. Davetçi Muhammed’dir. Kim Muhammed’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de Muhammed’e asi olursa Allah’a isyan etmiş olur. Muhammed insanlar arasında hak ile batılı birbirinden ayırıcı noktadır.”
8- İmam Şâfiî şöyle der: Allah Teâlâ şöyle buyurarak Rasûlullah (s.a.v.)’in doğru yola götürdüğünü beyan etmiştir: “Fakat biz onu (kitabı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.” (e-Şûrâ, 42/52)
9- Buhârî ve Müslim, İbn-i Mesûd’dan şöyle dediğini rivayet eder: İbn-i Mesûd: “Dövme yapana, yaptırana, güzelleşmek için kaşlarını yolana, dişlerini inceltene, Allah’ın yarattığı şekli değiştirenlere Allah lanet etsin!” der. İbn-i Mesûd’un bu sözü Ümmü Yakub denilen bir kadına ulaşınca kalkıp gelir: “Bana gelen habere göre şöyle şöyle demişsin.” der. İbn-i Mesûd da: “Rasûlullah’ın lanet ettiğine ben niye lanet etmeyeyim ki? Hem Kur’ân’da da bu husus geçmiyor mu ki?” deyince kadın: “İki kapak arasını okudum; fakat bu dediğini bulamadım!” der. İbn-i Mesûd da şöyle der: “Kur’ân’ı okumuşsan onu bulmuşsundur. Sen Kur’ân’da: ‘Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neden de yasakladıysa ondan sakının!’ âyetini okumadın mı? Kadın: “Okudum.” der. İbn-i Mesûd: “Hah işte! Rasûlullah (s.a.v.) de (benim saydığım) şeyleri yasaklamıştır.” der.
(Rasûlullah’a itaatın vefatından sonra da farz oluşu:)
10- İmam Şâfiî şöyle der: Allah Teâlâ’nın Rasûlullah (s.a.v.)’e tabi olunmasını farz kılışı, Rasûlullah (s.a.v.)’i görenler ile onlardan sonra kıyamete kadar gelenleri kapsar.
Beyhâkî bundan sonra senediyle beraber Meymûn b. Mihrân’ın; “Bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûlü’ne arz ediniz.” (en-Nisâ, 4/59) âyetiyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet eder: “Âlimler şöyle demiştir: Allah’a arz etmekten murat, kitabıdır. Rasûlullah’a arz etmekten murad ise, vefat ettikten sonra sünnetine arz edilmesidir.”
(Rasûlullah’tan sonra bize sadece Kur’an yeter diyeceklerin çıkacağı beyanı:)
11- Beyhâkî, Ebû Dâvûd’dan, o da Ebû Râfî’den şöyle rivayet etmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde; ‘Bunu bilmiyorum. Biz Kur’ân’da bulduğumuza tabi oluruz!’ derken bulmayayım.” (Tirmizî, İlim) İmam Şâfiî de şöyle der: “Bu hadis, onunla (yani herhangi bir meseleyle) ilgili Kur’ân’da bir âyet bulamasalar bile mü’minlerin Rasûlullah (s.a.v)’den gelen emre uymalarını bildirip, buna uymanın zaruri olduğunu ortaya koymaktadır.”
12- Beyhâkî, Ebû Dâvûd’dan şöyle rivayet etmiştir: İrbâd b. Sâriye es-Sülemî''den demiştir ki: Peygamber (s.a.v.) ile birlikte Hayber''e inmiştik. Yanında da ashâ¬bından (o gün) beraberinde bulunan kimseler vardı. Hayber’in lideri inatçı ve kurnaz bir adamdı. Peygamber (s.a.v.)’e dönerek: “Ey Muhammed! Sizin, bizim eşeklerimizi kesmeniz, meyveleri¬mizi yemeniz ve kadınlarımıza saldırmanız caiz midir?” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) gazaplanıp: “Ey Avf''ın oğlu atına bin ve; ‘Haberiniz olsun! Cennet’(e gir¬mek) mü’minden başkasına helal değildir. Namaz için toplanınız.’ di¬ye haykır.” buyurdu. (Avf''ın oğlu da bu emri yerine getirdi). Bunun üzerine (Ashâb-ı Kirâm bu davete uyarak) toplandılar. Peygamber (s.a.v.) onlara (imam olup) namazı kıldırdı. (Namaz kılındıktan) sonra ayağa kalkıp: “Sizden biriniz koltuğuna yaslanarak Allah''ın şu Kur''ân''daki yasakladığı şeylerden başka hiç bir şeyi yasaklamadığını mı zannedi¬yor? Şunu iyi bilin ki: Vallahi ben (hem) öğüt verdim, (hem de bazı şeyle¬ri) emrettim ve (bazı şeyleri de) yasakladım. (Benim emrettiğim ve ya-sakladığım bu) şeyler Kur''ân’(daki yasaklar) kadar vardır. Yahut ta ondan daha fazladır. Yüce Allah sizin izinsiz olarak Ehl-i Kitap’ın ev¬lerine girmenizi helal kılmadığı gibi üzerlerinde olan vergiyi ödedikle¬ri zaman karılarına saldırmanızı ve meyvelerinizi yemenizi de helal kılmadı. buyurdu. (Ebû Dâvûd: 3050; Beyhâkî, Sünnet, 9/204)
13- Beyhâkî ardından da el-Mikdâm b. Ma’dîkerib’ten senediyle beraber Allah Rasûlü’nün şöyle buyurduğunu rivayet eder: “İyi bilin ki, bana Kur’an ve onunla beraber bir misli verildi. Yine iyi bilin ki, bana Kur’an ve onunla beraber bir misli verildi. Keza, bilesiniz ki, karnı tok kişinin koltuğuna oturup, şöyle demesi yakındır: ‘Size sadece Kur’an yeter. Kur’ân’da helal olarak bulduğunuzu helal sayın. Haram olarak bulduğunuzu da haram kılın!’ Şunu bilesiniz ki ehlî eşek, yırtıcı tırnaklı hayvan ve zimmîlerin yitik malı haramdır.” (Delâilu’n-Nubuvve, Beyhâkî, Sünen)
14- Dârimî Abdullah b. Deylemî (r.a.)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Bana ulaştı ki dinin elden gidişi evvela sünnetin terkiyle başlar. Bir halatın iplik iplik ortadan kalktığı gibi, din de sünnetlerin birer birer terkiyle ortadan kalkar.”
15- Beyhâkî başka bir tarikle el-Mikdam b. Ma’dîkerib’den şöyle dediğini aktarır: Rasûlulah (s.a.v.), Hayber günü ehli eşek etini ve başka bazı şeyleri haram kıldı ve şöyle buyurdu: “Kişinin koltuğuna oturup, bir hadisimi naklederek şöyle demesi yakındır: ‘Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı var. Onda helal olarak bulduğumuzu helal sayar, haram olarak bulduğumuzu da haram sayarız.’ Oysa (dikkat edin!) Rasûlullah’ın haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir.” (Ebû Dâvûd, Sünen; Hâkim, Mustedrek, 1/109)
Rasûlullah (s.a.v.) bu haberiyle kendisinden sonra ortaya çıkacak bidatçileri reddetmiştir. Söylediği de daha sonra doğru olarak ortaya çıkmıştır. Beyhâkî daha sonra Sebîb b. Ebû Fudâle el-Mekkî’den senediyle şu rivayeti nakleder: İmrân b. Husayn (r.a.) şefaatle ilgili hadisi zikreder (şefaat hakkında konuşurlar) ve oradakilerden bir tanesi: “Yâ Eba’n-Nuceyd! Siz bizlere hadisler anlatıyorsunuz; fakat biz bunlarla ilgili Kur’ân’da bir asıl bulamıyoruz.” deyince, İmrân kızar ve adama şöyle der: “Sen Kur’ân’ı okudun mu?” “Evet!” “Peki, Kur’ân’ın hiçbir yerinde yatsı namazının farzının dört, akşamınkinin üç, sabahınkinin iki, öğle ile ikindinin de dört rekât olduğuna rastladın mı?” “Hayır!” “Peki, bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasûlullah’tan öğrenmedik mi? Peki Kur’ân’da kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekât düştüğüne rastladın mı?” “Hayır!” “Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasûlullah’tan öğrenmedik mi? Keza Kur’ân’da; ‘Eski evi (Kâbe’yi) tavaf etsinler.’ (el-Hac, 22/29) âyetini okumadınız mı? Peki, orada; ‘Kâbe’yi yedi defa tavaf edin. Makam’ın arkasında iki rekât namaz kılın!’ diye bir ifadeye rastladınız mı? Aynı şekilde Allah Rasûlü’nün buyurduğu şu hususlar Kur’ân’da var mı? ‘Zekâtını verecek olanın malını zekât tahsildarının ayağına kadar getirmesi, malını bulunduğu yerden uzaklaştırması, birbirlerine kız kardeşlerini verecek kişilerin mehirsiz evlenmesi İslâm’da yoktur.’ (Ebû Dâvûd, Zekât) Peki, Allah Teâla’nın Kur’ân’ında şöyle buyurduğunu duymadınız mı? ‘Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının’ (el-Haşr, 59/7) İmran daha sonra şöyle söyler: “Sizin ilginizin olmadığı, Rasûlullah’tan öğrendiğimiz daha başka şeyler de var.”
16- Beyhâkî daha sonra senediyle beraber Ebû Hureyre’den şu hadisi nakleder: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın Kitab’ı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) Havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, 3282; Hâkim, Müstedrek, 1/93)
17- Beyhâkî, İbni Abbas’tan da senediyle beraber şu hadisi rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) veda haccında insanlara hitap etti ve şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Size, onlara yapıştığınız takdirde asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın Kitab’ı ve sünnetim.” (Hâkim, Müstedrek, 1/93; Suyûtî, Camiu’s Sağîr, 2923)
18- Beyhâkî yine senediyle Urve’den şunu rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) veda haccında hitap etti ve şöyle buyurdu: “Size, onlara yapıştığınız takdirde asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın Kitab’ı ve sünnetim. Ey insanlar! Dediğim şeyi iyi dinleyin ve dediklerimi yaşayın.”
19- Beyhâkî senediyle İbn-i Vehb’ten rivayet eder: Mâlik b. Enes’ten şöyle dediğini işittim: Rasûlullah’ın (s.a.v.) veda haccında söylediği şu söze yapış: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitab’ı ve Nebi’nin sünneti.”
20- Beyhâkî senediyle el-İrbâd b. Sâriye’den de şunu rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) bir gün bizlere namaz kıldırdı. Sonra bizlere çok etkili vaazda bulundu. Gözler yaşlandı, kalpler duygulandı. Bir kişi: “Yâ Rasûlullah! Bu sanki veda konuşmasına benziyor. Bizlere ne tavsiye edersiniz?” deyince şöyle buyurdular: “Size Allah’tan korkmanızı, başı kuru üzüm gibi bir Habeşî de olsa emîrinizin emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ediyorum. İçinizde benden sonra yaşayacaklar pek çok ihtilaf göreceklerdir. Sizler benim ve hidayet üzere olan raşit halifelerin sünnetine uyun, ona sımsıkı yapışın. Sonradan uydurulmuş şeylerden (bidatlerden) kaçının. Çünkü sonradan uydurulmuş her şey bidattir. Her bidat de delalettir.” (Ebû Dâvûd, Sünne; İbn-i Mâce, Mukaddime)
21- Beyhâkî, Âişe (r.anhâ)’dan senediyle beraber Rasûlullah (s.av.)’in şöyle buyurduğu rivayet eder: “Şu altı kişiye, Allah ve duası makbul olan nebiler lanet etmiştir: Allah’ın kitabına ilavede bulunan, Allah’ın kaderini yalanlayan, zorla musallat olarak Allah’ın aziz kıldığı kimseyi zelil, zelil kıldığını da aziz eden, Allah’ın (c.c) haramlarını helal kılan, Allah’ın yakınlarıma yapılmasını haram kıldığını helal kılan, sünnetimi terk eden.” (Suyûtî, Câmiu’s Sağir, 4660; Hâkim; Taberânî)
22- Beyhâkî İbn-i Amr’dan Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu da senediyle beraber rivayet etmiştir: “Her ibadet edenin dinçlik ve iştiyak zamanı, her iştiyaktan sonra da zayıflık ve gevşeme dönemi vardır. Kimin gevşeme dönemi benim sünnetim doğrultusunda olursa hidayete erer, kiminki de başka şeyler doğrultusunda olursa helak olur.” (Tirmizî, 2570; Müsned, 11/158, 188, 210; İbn-i Hibbân, 653)
Buhârî Ebû Hureyre’den rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Yüz çevirenler hariç ümmetimin tamamı cennete girecektir.” Sordular: “Yâ Rasûlallah! Yüz çevirenler kimlerdir?” Cevap verir: “Bana itaat eden cennete girer, isyan eden de yüz çevirmiş olur.”
23- Beyhâkî yine senediyle Enes b. Mâlik’ten şu hadisi rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Sünnetimi canlandıran (ihya eden) beni seviyor demektir. Beni seven de cennette benimle beraber olacaktır.” (Tirmizî, İlim 16)
24- Beyhâkî yine senediyle beraber Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu Ebû Hureyre’den rivayet eder: “Ümmetimin fesada düştüğü zamanda sünnetimi yerine getirene yüz şehit sevabı vardır.” (Taberânî)

(Hadisleri reddeden bir takım kimselerin delil olarak getirdikleri; “Sünnet’in, Kur’ân’a arz edilmesi” hususunun beyanı:)
İmam Şâfiî şöyle der: Rasûlullah’tan gelen bazı hadisleri reddeden bir kimse bana şu hadisi delil olarak gösterdi: “Benden size gelen haberi Kur’ân’a arz edin. Onu uyuyorsa, onu ben demişimdir. Kur’ân’a uymuyorsa onu ben demedim” O kimseye şöyle dedim: “Az çok rivayeti sahih olan hiçbir kimse bunu rivayet etmemiştir. Bu meçhul bir kimseden gelen munkatı’ bir rivayettir. Biz ise böyle rivayetleri herhangi bir konuda delil olarak kabul etmeyiz.
Beyhâkî de şöyle der: İmam Şâfiî bu sözüyle Hâlid b. Ebî Kerîme’nin Ebû Ca’fer tarikiyle Rasûlullah’tan rivayet ettiği hadisi kastetmiştir. Hadis şöyledir: Rasûlullah (s.a.v.), Yahudileri çağırır ve onlara sorular sorar. Onlar da anlatırlar. Bu arada İsa’ya da iftirada bulunurlar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) minbere çıkar ve insanlara hutbe irat eder: “Benden sonra hadisler yayılacaktır. Size, Kur’ân’a uygun olarak gelen hadisler bendendir. Kur’ân’a muhalif olarak sizlere gelen hadisler ise bana ait değildir.” (Mecmau’z-Zevâid, 1/170) (es-Sağânî; “mevzudur” der. El-Ukaylî ise; “sahih bir isnadı yoktur” der. İbn-i Hacer; “geliş tariki söz’den hâli değildir” der. Es-Sehâvî; “çok münker bir hadis”der. Bkz. Keşfu’l-Hafa, no:220)
Beyhâkî bu rivayet için şöyle der: Hadisler Kur’ân’a ters düşmez. Bilakis Rasûlullah’ın hadisleri, Allah Teâlâ’nın âyetlerini “âm”mı “hâs”mı, “nâsih”mi “mensuh”mu kastettiğini açıklar. Akabinde Rasûlullah’ın sünnetiyle ortaya koyduğu (ve açıkladığı) farzlar insanlara mecburi olur. Allah Rasûlü’nün emirlerini kabul eden kimse, Allah’ın emirlerini kabul etmiş olur. Beyhâkî der ki: Bu hadis başka tarikler ve lafızlarla da rivayet edilmiştir. Lakin bu tariklerin hepsi de zayıftır. Bu hadislerde vehm vardır ve “munkatı’” hadislerdir.

Faydalanılan eserler:
1- el-Medhal ilâ Delâili’n-Nubuvve, (Medhal-i Sağîr) Beyhâkî.
2- el-Medhal ile’s-Sünen, (Medhal-i Kebîr) Beyhâkî.
3- İbn-i Âbidîn, Abdestin Sünnetleri Babı; Namazın Sünnetleri Babı.



Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 146 Toplam : 1959289                   Moderatör : Erol ŞEN |