Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 16.05.2011 21:22:27
Yazan  : Erol ŞEN
Soru No : 984

Soru   : Vehhabilik Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

Cevap Tarihi : 16.05.2011 21:25:24
Cevap :

vehhâbîliğin kurucusu ve kurulduğu yer…



“vehhâbîlik” iki asır küsur sene önce şu an suud-i arabistan sınırları
içerisinde bulunan “necd” bölgesi dolaylarında muhammed b. abdülvehhâb
tarafından kurulmuştur. bu mezhep, kurucusu olan “abdülvehhâb”’e nisbetle “vehhâbîlik”
diye isimlendirilmiştir. halen suud-i arabistan’ın resmi mezhebi olarak da
devam etmektedir. vehhâbîlik, suud-i arabistan’ın yanı sıra mısır, hindistan,
afrika ve bazı İslam ülkelerinde yayılmıştır. bizlerin yanında “vehhâbîlik”,
itikatlarındaki benzerlik bakımından “hâricîliğin” bir devamı olarak
görülmüştür.



 



vehhâbîlere göre vehhâbîlik…



vehhâbîler kendilerini dört mezhepten hanbelî mezhebinin imamı olan
ahmed b. hanbel’in mezhebini devam ettiren İbn-i teymiyye’nin takipçisi
sünnîler olarak niteler, kendilerini “muvahhidûn” diye isimlendirir ve vehhâbî
adlandırmasını kabul etmezler. vehhâbîler, muhammed b. abdülvehhâb’ı hanbelî
mezhebini yenileyen bir şeyhülislam olarak görürler.
 



muhammed b. abdülvehhâb kimdir?



muhammed b. abdülvehhâb miladi 1703 tarihinde riyad şehrine yakın bir
köy olan “uyeyne”’de doğmuştur. İlk tahsilini aynı zamanda “uyeyne” kadısı da
olan babasının yanında yapmış, sonra mekke ve medine’de tahsiline devam edip
buralarda İbn-i teymiyye’nin fikirlerini benimsemiş ve buradan da basra’ya
gitmiştir. basra’da, oradaki ulema ile tevhîd konusunda tartışmalara girmiş ve
dinin doğrudan kur’an ve sünnet’ten öğrenilmesi gerektiğini savunmuştur.



babasının 1740 yılında vefatıyla riyad şehrine yakın bir yerde “emr-i
bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker” kaidesinin gereğinin yapılmasını savunarak bu
fikrini “necd” bölgesinde yaymaya başlamış, daha sonra da tekrar doğum yeri
olan “uyeyne”’ye geri dönmüştür.



 



muhammed b. abdülvehhâb’ın İlk defa türbe
yıktırması…



muhammed b. abdülvehhâb“uyeyne”’nin emîri osman’ı kendi fikirlerine
davet etmiş ve ona, “eğer allah’ın dinine ihlâsla yardım ederse allah’ın onu
necd bölgesinin hâkimi kılacağını” söylemiştir. daha sonra emir osman’a,
el-cebîle isimli köyde bulunan zeyd b. hattâb’ın (vefatı h. 12) türbesini
yıkmayı teklif eder ve osman’da bu teklifi kabul ederek türbeyi yerle bir eder.
muhammed b. abdülvehhâb’ın bu türbenin yıkılmasındaki gerekçesi ise şudur;
“zeyd b. hattâb’ın mezarı allah ve rasûlü’nün emri haricinde türbe haline
sokulmuş olup, insanlar tarafından da ziyaret edilir hale gelmiştir. İşte
türbeler böylece insanların dinden çıkmalarına vesile olduğu için yıkılmaları
gerektir.”



 



vehhâbîlik devletin temellerinin atılması…



muhammed b. abdülvehhâb’ın,
herkesi fikirlerini kabul etmeye zorlaması insanlar arasında panik ve korkuya
neden olmuştu. bu nedenle insanlar necd bölgesinin güçlü emirlerinden olan
üreyir’den, bu duruma çare bulmasını isterler. bunun üzerine ureyir,
abdülvehhâb’ın sürülmesini sağlar ve abdülvehhâb riyad’ın yakınında bulunan
der’iyye’ye gelir.  abdülvehhâb burada
emir muhammed b. suud ile tanışır ve onunla birleşir. İşte böylece devletin
temelleri atılmış olur.  zaten muhammed
b. suud, nüfuzunu artırmak ve hâkimiyet bölgesini genişletmek için bir vesile
arıyor, muhammed b. abdülvehhâb ise fikirlerini yaymak ve müdafaa etmek için
maddi destek ve güç arıyordu. böylece her iki taraf da istediğine kavuşmuş
oldu. yani âmiyâne tabirle tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştu.  



vehhâbîlerce hak dine!!? davet...
İnanmayanların kılıçtan geçirilmesi… tarikat mensuplarının ve türbe ziyaret
edenlerin kanlarının ve mallarının helal sayılması…





abdülvehhâb der’iyye’de, “kitâbu’t-tevhîd” isimli kitabındaki
görüşlerini yaymaya, insanları şirkten bidatlerden kurtularak hak dine!!?
girmeye davet etmeye başlamıştı. İtaat etmeyenlerin kılıçla yola getirilmesi
gerektiğini savunarak, kendisine inanmayanları öldürmeye/kılıçtan geçirmeye
başladı.  abdülvehhâb, mezar ve türbe
ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri nedenlerle tevhîdin bozulduğunu,
insanların dalalete düştüklerini ileri sürerek onların müşrikler olduğunu
söylemiş ve bu nedenle de bu kimselerin mallarının ve kanlarının kendisine
inanan muvahhîdlere helal olduğunu ilan etmiştir.

metod şudur; malum olduğu üzere bir müslümanın malı
ve canı haramdır. öyleyse bir müslümanın malını ve canını almak istiyorsan,
ilkönce onun şirke düştüğünü/şirk üzere olduğunu ispatlarsın, sonra da müşrik
olan kimsenin hükmünü ona uygularsın.



şunu da belirtelim ki, abdülvehhâb, davetine başladığı andan itibaren
gayr-i müslimlerle değil müslümanlarla uğraşmış ve hak dine!!? olan davetini
müslümanlara yapmıştır.



 

vehhâbîlik neden necd bölgesinde kabul gördü? necd’lilerin
özellikleri…





necd bölgesi halkı rasûlullah (s.a.v) zamanında müslüman olmuşlardır. müslüman
olmalarından evvel, bu bölge halkı yemen, İran, hind, irak ve şam bölgelerinin
îtikâdî tesirleri altında kalmışlardı. rasûlullah (s.a.v)’den sonra
müseylemetü’l-kezzâb, secâh, tuleyha ve esvedu’l-ansî gibi yalancı peygamberler
necd bölgesi halkından çıkmıştır. İslam tarihi sayfalarında görülen birçok batıl
mezhep ve isyankârlar da yine bu bölgeden çıkmıştır. kısaca necdliler isyankâr
ruhlu ve yağmacılığa meyilli olup, cehalet de yaygın idi. bu ahlak ve
tabiattaki insanlara abdülvehhâb’ın ganimet vaat eden görüş ve fikirleri çok
cazip gelmişti. nasıl cazip gelmesin ki? bir süre önce yağmacılık ve
eşkıyalıkla ganimetler elde ediyorlar ve bu yaptıklarının da İslam’da yasak
olduğunu biliyorlardı. ancak abdülvehhâb’ın sayesinde hem bu ganimetleri elde
edecekler hem de yaptıkları yağmacılığı/eşkıyalığı “tevhîd dinini yaymak” adına
cihat kisvesi altında yapacaklarından dolayı yaptıkları meşruiyet ve bunun yanı
sıra bir de kudsiyet kazanmış olacaktı. bu tam onların arayıp da bulamadıkları
bir şey idi. böylece necdliler müslümanları hak dine!!! çağırıyorlar, kabul etmeyenleri
kılıçtan geçiriyorlar ve müslümanlardan ganimet olarak elde ettikleri malların
da beşte birini devlet haznesine ayırdıktan sonra kendi aralarında
paylaşıyorlardı.

“bu konuda rasûlullah (s.a.v)’in, üç defa yemen
ve şam ahalisine dua buyurarak -orada necdli bir kimsenin her seferinde necd
ahalisine de dua etmesini istemesine rağmen- necd ahalisine dua etmemesi ve hadisin
sonunda “necd’den şeytanın iki boynuzu çıkar” buyurduğu hadisi şerifin şerhini
irdelemek bu işin iç yüzü hakkında da tafsîlî bilgiler verecektir .”  



 



abdülvehhâb’ın ölümü ve bundan sonra hareketin
siyasi kanadı olan âli suud tarafının ağır basması…



abdülvehhâb’ın m.1792 yılında ölümünden sonra hareketin siyasi
kanadını oluşturan muhammed b. suud tarafı daha ağır basmaya başlamıştır. hâkim
oldukları toprakları genişletme faaliyetleri muhammed b. suud zamanında
başlamış ve onun ölümünden sonra ise yerine geçen oğlu abdülaziz zamanında da
devam etmiştir. ancak şu var ki, âli suud’un topraklarını bu kadar hızlı
genişletebilmelerindeki önemli sebep, osmanlı devletinin rus ve İran savaşları
ile meşgul olmasıydı.



vehhâbîlerin şiilere kerbela’da katliam yapması…



devlet-i aliyye’yi osmaniye’nin zayıflığını fırsat bilen vehhâbîler
basra körfezinde hâkimiyetlerini kurmuşlardı. necef’te şiilerle aralarında
geçen bir tartışma sonucunda bazı vehhâbî’lerin öldürülmesini bahane eden
abdülaziz b. suud, 10 muharrem 1802’de kerbela törenlerine katılan binlerce
şiiyi kılıçtan geçirmiş ve hz. hüseyin’in türbesini yağmalattırmıştır.



 



mekke ve medine’de “atalarınız şirk üzere
öldüler” ve “rasûlullah’a salât-ü selam etmeden ziyaret ediniz” hitabı…



kerbelanın ardından hızını alamayan abdülaziz b. suud daha sonra tâif,
mekke ve medine’yi de 1806 yıllarında ele geçirir ve oraların halkına şöyle
hitab eder; “sizin dininiz bugün kemale erdi. İslam nimetiyle şereflenip
cenâb-ı hakkı bugün kendinizden razı ve hoşnut kıldınız. artık âbâ ve
ecdadınızın batıl inanışlarına meyil ve rağbetten, onları rahmetle yâd edip
anmaktan korkun ve kaçının. zira ecdadınız/atalarınız tamamen şirk üzere
öldüler. peygamberin mezarı karşısında önceleri olduğu gibi durarak tazim için
salât-u selam getirmek mezhebimizce gayr-i meşrudur. bu nedenle peygamberin
mezarının önünden geçenler bir şey okumadan geçip sadece “es-selamu alâ
muhammed” diye selam vermelidirler.”



böylece vehhâbî devleti 1811 yılında kuzeyde haleb’den hind okyanusu,
basra körfezi ve irak sınırına, doğuda ise kızıl denizine kadar geniş bir
toprak parçasında kurulmuş oldu.



-okuyucularımıza bu hususta “medine müdafası” isimli kitabı
okumalarını da tavsiye ederiz.-



 



osmanlının, vehhâbîleri kavalalı mehmet ali
paşaya havale etmesi, İstanbul’da âli suud’un İdam edilmesi ve İlk vehhâbî devletinin
son bulması…



vehhâbî devletinin kurulduğu
sırada osmanlı devletinin başında bulunan İkinci mahmud, bu sıkıntıyı mısır
valisi mehmet ali paşaya havale emiştir. kavalalı mehmet ali paşa da oğlu tosun
paşa komutasında bir ordu göndererek medine, mekke ve tâif’i vehhâbî’lerin
elinden kurtarır. daha sonra bizzat kendisi abdülaziz b. suud’un üzerine yürür
ve İbn-i suud dirense de aniden ölümüyle vehhâbî’ler yenilgiye uğrarlar.
nihayet kavalalı’nın kumandanı İbrahim paşa 1818’de abdülaziz’in yerine geçen
oğlu abdullah’ı çocukları ile birlikte esir ederek İstanbul’a gönderir ve
17.12.1819’da asılarak idam edilirler. böylece vehhâbî’liğin ilk dönemi bitmiş
olur.



 İkinci vehhâbî devletinin kurulması… İngilizlerin
vehhâbîler’e sonsuz desteği…



İstanbul’daki idamdan kaçıp kurtulmayı başaran âli suud hanedanına
mensup türkî b. abdullah, necd bölgesinde tekrar faaliyetlerine başlar ve riyad
şehrini başkent yaparak 1821’de ikinci vehhâbî devletini kurmayı başarır. daha
sonra tahta geçen abdülaziz b. suud İngiliz hükümetinin büyük desteğini almış
ve yapılan antlaşmayla İngilizlerce necd, hasa, katif, cübeyl ve kendisine
bağlı diğer bölgeler de dâhil, buraların mutlak hükümdarı olarak tanınmıştır.
yine bu antlaşmayla İbn-i suud’un bu yerlerde mutlak hükümdarlığının kabul
edilmesinin yanı sıra, bu yerlerin kendisinden sonra miras yoluyla oğul ve
haleflerine geçeceği, suud kralının İngiliz hükümetinin aleyhine iç bir iş
yapmayacağı, İngiliz hükümetinin öğütlerine uyacağı gibi hususlar da teminat
altına alınmıştır.



 

birinci dünya savaşı ve vehhâbî devletinin bugünkü
son şeklini alması…



birinci dünya savaşının malum neticesi ve İngilizlerin de hadsiz
hudutsuz şekilde vehhâbîler’e destekleriyle 1918 yılında harameyn hizmetkârı olan
osmanlı, mekke ve medine’den çekilir. böylece vehhâbîler 1921-1925 yılları
arasında hâil, tâif, mekke, medine ve cidde’yi ele geçirirler. abdülaziz b.
suud 1926’da “necd ve hicaz karalı” olarak kabul edilir. 1927’de ise İngiltere
ile yapılan antlaşma ile tamamen istiklalini ilan eder. 1932 yılında ise
abdülaziz b. suud unvanını “arap suudiyye kralı” olarak değiştirir ve 1953’deki
ölümüne kadar hicaz araplarını kendi çatısı altında toplamayı başarır.

yukarıda vehhâbîliği
tarihsel açıdan akademik çerçevede kısa ve öz bir bakışla anlatmaya çalıştık.
gelecek yazımızda ise inşallah vehhâbîliği îtikâdî yönden sizlere sunmaya
çalışcağız. cenâb-ı allah bizleri ve sizleri dalalet üzere olup
da, hak üzere iyi işler yaptığını zannedenlerden kılmasın.  




Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 77 Toplam : 1959220                   Moderatör : Erol ŞEN |